Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İktidar, güç, kavga ve darbe... 27 Mayıs hakkında.

50 yıl önce bugün, ben yoktum. Yaşamadığım olaylar ve o zamanki "durum" hakkında yazmam tabii ki zor. Bu yüzden bir kitabı takip edeceğim. Kitabın özelliği, olayları yorumsuz olarak, gazete'lere dayanarak gün gününe aktarması.

Bilgi Yayınevi'nden çıkan, "Türkiye'de Çok Partili Politikanın Açıklamalı Kronolojisi 1945-1971", yazanlar " Feroz ve Bedia Turgay Ahmad", basım yılı, 1976.

Bu aşağıda, kronolojik sırasında yazacağım olaylar, CHP döneminde oldu, ama DP döneminde oldu desem, hele benim gibi yaşamamış, sadece duymuş, sadece yönlendirilmişler, hemen inanırdık.

29 Mart 1946: 20 günlük kısa bir dönemden sonra, "Sosyal Demokrat Partisi" hükümet tarafından kapatıldı. Milletlerarası gruplarla, özellikle Bulgaistan'daki sosyal demokratlarla ilişki kurmakla suçlanmışlardı. ( Cum., 30.3.1946)

5-9 Nisan 1946: Amerikan gemileri Missouri ve Providence, Istanbul'u ziyaret etti. (...) Cumhuriyet (6.4.1946) şöyle diyordu: "Filonun …

Asansörün tadı

Yazmak hakkında ahkam (ahkam'ın a'larının şapkları nereye gelir?) kesiyorum da, ben bir daha yazmayacağım, söylemeyeceğim birine, veda SMS'i yazarken "asansör tadında yaşam olmaz, nitekim asansörün tadı olmaz" yazmış adam olmazın biriyim. Yok, kuru sulu herhangi birşey kullanmamıştım, hayır, alkollü falan da değildim. Kesinlikle, sizi temin ederim, şu yaşıma kadar herhangi bir asansörü yalamış değilim, bunayıncaya kadar da yalamayı düşünmüyorum. (95 yaşındaki beni asansörleri yalarken hayal edebilirsiniz)


Bir metafor olarak "asansör", bildiğiniz üzere, "iniş-çıkış"ı temsil eder. Gerçekte de asansörler, bindiğiniz üzere, inip çıkarlar, çok çeşitli asansörler vardır; binek asansörleri, yük asansörleri, "Seralis" cephe asansörleri. (www.seralis.com.tr / bu bir reklamdır)


Bir metafor olarak olarak "asansörün tadı" ise, ne demekse, bilemedim. Yazarken, hoşuma gitmiş olmalı, gerçi sonuna "yeğen" yaz, bildiğin o koca bıyık…

"Kelime"

Doğru kelimeyi bilmiyorum, ne zamandır da yazamıyorum, bildiğim kelimeleri de eskisi kadar yan yana getiremiyorum. Yine de umudumu kesmiş değilim, birgün bulacağım yeni öykümün o kelimesini, yeni "başlangıç"ı, birgün yeniden de yazacağım bu "başlangıç"tan, eskisinden güzel.

Zaten her yeni, eskisinden güzel, eskiden fazla, en azından bir fazla değil mi? Tarih, günler, hemen herşey ileriye doğru gider.

***
Doğru kelime'yi arıyorum.

Aslında aramak yaptığım şey değil, yalnızca onu anlatmak için kullandığım yanlış bir kelime. "Doğru kelime"nin yolundayım hep, bu bir öykünün ilk kelimesiyse bazen onu düşünüyorum, o adını bilmediğim ve seveceğim yeni kadınsa onu arıyorum, ama "sır" ise, sadece yürüyorum. O var ve yok, bulunması imkansız öyleyse aramak gereksiz, ben sadece bir sokakta yürüyorum.

Bugün yüzlere baktım, kaç tane yüz gördüm bilmem, ama önümde gelen geçen tüm yüzlere baktım. Birden kelime'nin şimdi hariç her anda olduğunu sandım, dün…

Yazamamak üzerine bir defa daha yazmak

okuyorum, açlıkla okuyorum, yazamıyorum, en son ne zaman gerçekten yazdım, anımsamıyorum. öyle ise, belki de hiç yazmadım, yazdıklarım yanılgılarımdı. yazdıklarımı sevdiğim oldu, beni sevmeyen kadınlar bile sevdiler genelde yazdıklarımı, bazen yazmanın bana yazgı olduğunu düşündüğüm oldu, şimdi yirmiüç yaşındayım, düşündüklerimin sadece düşlemek olması ihtimali soğuk vuruyor yüzüme.


belki yarın bir öykü yazsam, yeniden düşleyeceğim, herkes herşeyi düşlemektedir. ama şimdi bir çukura düşmekteyim, yazamamak sanrısının, sancı olarak beynimde yankılandığı bir kuytudayım.


süslü kelimeler kullanarak, kelimelerin çağrışımlarından satırları çoğaltarak, o iğrenç kullanılmaktan eskimiş imgelere sığınarak, hâlâ gerçeği saklıyorum, aslında şu an bile yazamıyorum.


sevemiyorum da. hani sevecekmişim gibi geliyor arada, ama yazacakmışım gibi gelmiyor.


yazamayacak olsam bir daha, elimde üç-beş tane öykü var, lisede yazdığım öykü taslakları var, ve lise sonda "düşyazı" olarak yazdığım, liseli bir…