Ana içeriğe atla

Bay Çekirge'ye bir mektup

Bay Çekirge,


Geçen gün okur temsilciniz Faruk Bildirici'ye internet üzerinden aşağıdaki yazıyı atmıştım, doğal olarak yayınlanmamış, ama size de ulaşmamış olması ihtimalini düşünürek, "Hiç Utanmanız Var Mı?" başlıklı yazınıza ithafen yazdığım mektubu, sizinle de paylaşıyorum.

"Hiç Utanmanız Var Mı?"

Sayın Editörünüz Çekirge, çok duygulu yazılar yazmaya başladı, bu yukarıda ki başlık da onun bugünkü yazısına ait.
Aynı soruyu ben de ona soruyorum, çünkü editörü olduğu Hurriyet internet sitesi, bir sekmede gözyaşı  pazarlarken, diğer sekmede aynı gruba ait dizlerde oynayan oyuncuların kalçalarını, bacaklarını ve göğüslerini özgürce sergilemekte.
Bayan oyuncularınızı sadece meta olarak görmeye, şehit haberlerinin yanında, meme haberleri görmeye hiç utanmıyor mu acaba?
Yok, ciddiye aldığımdan değil, Hürriyet gazetesi'nden bahsettiğimizin farkındayım,şehitlerin sizin için sadece sayısı artınca "haber değeri" (gözyaşı edebiyatı) artan kimseler olduğunu da biliyorum, sadece birazcık olsun utanması yok mu diye soruyorum.
İyi günler.

Attığım mektup budur, orada da yazdığım üzere, sizi ciddiye aldığımdan değil, ahlaki olarak, bunları yazmaya mecbur kaldğımdan yazıyorum. Hürriyet yazarı'nın benim sözlüğümdeki anlamını adamolmazadam.com'da da bulabilirsiniz.

"Çalışmalarınızda başarılar" dilesem, iç savaş çıkarırsınız, 6-7 Eylül Olayları tarihte duruyor. Sadece, "soft - erotik internet sitesi" yapmanız bile daha hayırlı bir iş.

İyi günler, sadecece iyi günler.

"Adamolmazadam"
Remzi Serhat İŞBECER





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ötekinin Hikâyesi

Quid rides?  Mutato nomine, de te fabula narratur.Quintus Horatius Flaccus





“Güya buraya bir daha asla gelmeyecektim.”

Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesinde, bir Amerikan kahvecisinin tuvaletinin kapısında görmüştüm bu cümleyi. Hiç unutamadım. Çünkü o zamanlar bir hikâye üzerinde düşünüyordum, nereden başlamalıyım, nasıl yazmalıyım diye kendime soruyordum. Yıllarca çabaladım, aslında yıllarca kaçtım yazmaktan. Çünkü kalemi elime her aldığımda, kendimi bir daha gelemeyeceğim kadar güzel zamanlarda buluyordum ve bu yüzden de hatırlamamak için “bir daha gelmeyeceğim” deyip yazmaktan kaçıyordum.

Boşuna kaçıyordum aslında, bir daha gelmeyecek olsa da yaşanmış olması bile hayatımın geri kalanını değiştiren, güzelleştiren bir hikâye yaşadım.

Bir hikâyenin ilk cümlesi önemlidir. Okuru okumaya ikna etmeye ilk cümlede başlamalıdır yazar. İlk cümle, çarpıcı olmalı, etkileyici olmalı; akılda kalmalıdır. Bu hikâyenin başı benim için çarpıcıydı, tam anlamıyla, olması gerektiği gibi.

Ben bir notayı sevdi…

Açık uçlu hikâye.

Evvela ithaf.
-beni yeniden yazmaya çağıran M'ye hikâyeden önceki yazımdır.
Ve yazgısını kendi çağıran yazıya giriş.
Yazmayı unuttuğum bir hikâyeyi okudum bugün, neden ve nasıl bilmiyorum, çünkü yazmayı da unutmuştum. Ellerim olduğunu dahi unutmuştum.
Ellerim olmadan kördüm ben. Kararsız kararlığa körlemesine girdim, kararsızdı muhakkak, çünkü yazılmamış bir hikâye yazılmayı beklemez. 
Kahvenin karanlığını akla çağıran gelişme.
Hayat bu yüzden tuhaf, beklenmeyen yerde başlarız yazmaya, bir daha yazmayacağına dair bir yanılgı içine hâkim olduğunda. Hikâye gözlerine bakar ve yaz beni der, yazar iradesizdir, irade sahibi olan öyküdür okuyan bilmez. Hikâye yazdırır kendini. İlham dersin yahut rüzgâr, kendine çağırır hikâye. Alelacele gidersin, hayat bu yüzden tuhaf. Yazamayacağın sanrısını ve onca işi bırakır, hikâyenin gözlerinde bir kelimede bin kelime çağırır aklın. 
Yazar çaresizdir, hikâyenin esiridir. Geç kaldığını düşünse de, başlar yazmaya. Sonunu bilmeden yazadurur. Yazarken düş…

Arz-ı Hâl

Nereden başlamalıyım yazmaya? Şu "edili büdülü" defteri almasaydım eğer bugün burada olmayacaktım. Yani söz gelimi, yoksa evimdeyim. Yahut kibirli bir ingilizin yolu geçmese oradan ve bir fotoğrafla bunu öğrenmesem, bu hâlde olmayacaktım. Ne hal? Hâlim güzel fenadır ve işte burada yazdığım da arz-ı hâlimdir. Hâlden anlamaz değilsen eğer ve yazmamı istediysen, yani bu adam burada ne karalayıp duruyor dediysen, okuyabilirsin. "Kardeş beni dinle aklını şaşırtacak" diyemem, hele sana hiç diyemem, seni şaşırtacak pek birşey kaldığını sanmıyorum dünya üzerinde. Dağlarda da bulut göremiyorum zaten, her neyse. Sonunda ölüm varken neden yaşadığım üzerine yazacağım sadece. Her birimizin nedenleri var, ben benimkini yazacağım.

Ölüm üzerine bir mesel vardır, bilir misin? Tanrı, ölümü ilk olarak dağlara vermiş, ilk dağ öldüğünde diğer dağlar, o koskoca dağlar dayanamamış, erimiş, kül olmuş. Tanrı anlamış, dağlar dayanamayacak; ölümü dağlardan almış denizlere vermiş. Gel zaman g…