Ana içeriğe atla

Entellektüel Aptal'a Halk Adına Mektup

kimseye, üstüne alınana, birçoğunuza..

"entellektüel aptal" kafası ne rahat. "nasyonalist komunist humanist militarist faşist" olabilirsin, aralarında virgül yok, hepsini aynı anda olabilirsin, çünkü ne düşünmek var, ne mantığın temel ilkeleri, en fazla "aptal" derler sana şimdi olduğu gibi, sen de üstüne alınmazsın, alınırsan da, "satılmış!" der geçersin, ülkenin sahibi senin kafandır, senin gibi düşünmeyenler, en iyi ihtimalle "cahil"dir, "aydınlansa" sana hak verecektir. senin kafan ne hoş. her dolmuşa biner, hep kucakta oturur, hiç para da vermezsin.

bilmezsin, halkını sevmeden halkçı, insanları sevmeden hümanist, ülkenin gerçeklerinden uzakta yurtsever olunmaz. klavye başında, ağzından salyalar saçarak, şehvetle, halkına küfretmekten başka ne bilirsin sen.

halk'a koyun gibi dersin, akrep dersin, öküz dersin, bidon kafalı dersin, takunyalı dersin, ama sen de eşek gibisin kardeşim. eşekten bile betersin, laf anlamamak konusunda, bidon kafasız kardeşim.

küfrettiğin insanların dedelerinin, sadece (senin ortaçağ karanlığı dediğin) İslam uğruna bu ülkeyi kanlarıyla kurtardıklarını unutur, 2. kuva-ı milliye'den bahsedersin. o savaşı kiminle bir, kime karşı yapacaksın kardeşim? sen savaşmayı bilir misin, yüreğin yer mi, hayatını bir cephede ortaya koymaya, kardeşim? klavye başında defalarca vatan kurtarmaya, tatmin olmaya, profil resmini değiştirmeye benzer mi ölmek, ulan kardeşim? bu ülke işgal edilse, vatan savunmasını yapacak, şimdi hayvan isimleriyle çağırdığın o insanlardır, saf kardeşim.

çünkü bu halk İsmail'dir ve bu halk koyundur, namusu için bıçağın altına başını koyar, Allah için bıçağın altına başını koyar. ama bu halka, bu kadar "koyun, koyun.." dersen, gün gelir sana da koyar kardeşim.

bu halk olmasa, övünmeyi hak etmemekle birlikte pek övündüğün, kurtuluş savaşı tarihi'nin t'si olmazdı, eğer varsa pek yüksündüğün değerler uğrunadır, bunu da, yarattığın mitoloji'nin yanında ezber et, ezberci kardeşim.  "kuva-ı milliye destanı"nin şairi nâzım'la saldırıyorsun halka, halk adına ve kendi adıma, ettiğin tüm küfürleri sana misliyle ve zevkle iade ediyorum.

"vatan, ıstanbul beyleri, sermaye sahipleri, şerefsiz tüsiad'ın gücüyse,
vatan, kurtulmamaksa elitlerin üstünlüğünden,
ben vatan hainiyim.
Yazın, doğanmedyasında, üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Adamolmazadam vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

bu halk da artık bu düzene ihanet edecektir, "hukukun üstünlüğü" adı altında, domuzların, elitlerin, beyaz türklerin üstünlüğüyse, bu üstünlüğe ihanet edecektir. seçkinler cumhuriyetiyse, elden gidiyor dediğin, geldiği gibi gidecektir. gelen ise, mustafa kemal'in cumhuriyeti olacaktır, "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." mustafa kemal'i yeniden yaratmana, kendisinden uzaklaştırıp dogmalaştırmana, korku cumhuiyetinin tabusu haline getirmene, onu ticareti yapılan meta haline getirmene, mustafa kemal'a ihanet etmene bu yazıda girmeyeceğim, uşaklığı öğrenmiş kardeşim.

"bütün hayvanlar eşit"se "domuzlar daha eşit" olmayacak, koyunlar da onlarla eşit olacaktır kardeşim. "tüsiad bertaraf edilecek" diye tüylerin diken diken oluyor da, anadolu para kazanınca neden "yeşil sermaye" oluyor, renk körü kardeşim.

domuz bu ülkede pistir, mundar sayılır, bunu biliyorsundur değil mi kardeşim? "günü gelir, çarh düzüne çevrilir", ıstanbul beyliğine, birkaç ailenin bu ülkenin kanını emmesine, pastanın neredeyse tamamını göstere göstere, alay ederek yemesine, üretenin kazanamadığı bu düzene son verilir, kardeşim.

ama sen rasyonalist düşünceden, mantıktan uzakta, dogmalara takılıp kalmışsın, okumuşsun da cahil kalmışsın,  her sözünde "bilimsel düşünce"yi söylemekten, çok da konuşmaktan, düşünmeden kalmışsın, kardeşim.

halk adına, belki okursum diye sana yazıyorum, tanımadığın, anlamadığın, korktuğun, tiksindiğin, işine gelince kafana kasket takıp övdüğün bu halk, üç aşağı beş yukarı, bunu düşünmektedir.

halk, kavga etmeden önce muhattabına "kardeşim" der, sen ona "koyun dersen" kavga çıkar, halk yumruğu, (çok bahsettiğin, ama hiç bilmediğin o yumruk) paşazade kucağıına benzemez, benden söylemesi, narin kardeşim. ama bu halk merhametidir, özür dileyince affetmesini de bilir, sen bilmezsin, sen bi' halt bilmezsin kardeşim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ötekinin Hikâyesi

Quid rides?  Mutato nomine, de te fabula narratur.Quintus Horatius Flaccus





“Güya buraya bir daha asla gelmeyecektim.”

Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesinde, bir Amerikan kahvecisinin tuvaletinin kapısında görmüştüm bu cümleyi. Hiç unutamadım. Çünkü o zamanlar bir hikâye üzerinde düşünüyordum, nereden başlamalıyım, nasıl yazmalıyım diye kendime soruyordum. Yıllarca çabaladım, aslında yıllarca kaçtım yazmaktan. Çünkü kalemi elime her aldığımda, kendimi bir daha gelemeyeceğim kadar güzel zamanlarda buluyordum ve bu yüzden de hatırlamamak için “bir daha gelmeyeceğim” deyip yazmaktan kaçıyordum.

Boşuna kaçıyordum aslında, bir daha gelmeyecek olsa da yaşanmış olması bile hayatımın geri kalanını değiştiren, güzelleştiren bir hikâye yaşadım.

Bir hikâyenin ilk cümlesi önemlidir. Okuru okumaya ikna etmeye ilk cümlede başlamalıdır yazar. İlk cümle, çarpıcı olmalı, etkileyici olmalı; akılda kalmalıdır. Bu hikâyenin başı benim için çarpıcıydı, tam anlamıyla, olması gerektiği gibi.

Ben bir notayı sevdi…

Bir rüyanın tamamladığı yazı.

...herşey eskiyor bu sokaklarda, yazmaya dair umudum ve kulağımda gözümde elimde ve yüzümde izi kalan bir notann dışımda. Bu sokaklar benim sokaklarım, kendi aklımda yürüyüp durduğum. Yalnızlığı kendinden menkul. Eskimeyen şeylerin peşindeyim, yaşanılan hikâyeye yazma borcumun
-bir başağrısıyla burada kesildi dün bu yazı benim bir başı ve sonu da yoktu yazabileceğim. Bir oyun olarak üç noktayla başlamıştım, şimdi başka bir akşam geceye eriyor, elimizde kalan...
Belki de yazılması gereken ve olmayan bir yazının ortasıydı, başsız sonsuz. Bir de birkaç dize ile bitirmeliydim, ama hangisi?
*
-on altı gün ve gece önce bir soru işaretiyle bırakmışım yazıyı, bu akşam yeniden yazıyorum. Bu sabah, iki yıldan sonra, rüyamda bir nota gördüm. Biricik notamı gördüm ve uyandım. İki buçuk yılı bir tek gün olarak, bir rüya olarak yaşamıştım, sonra uyanınca balıksız bir denize dönüşmüştüm, öylece manasız. Çiçekler kör olsun, kendime mana uydurdum el yordamıyla, sonra onu da yitirdim; bir şimşeğin göğü yal…

Açık uçlu hikâye.

Evvela ithaf.
-beni yeniden yazmaya çağıran M'ye hikâyeden önceki yazımdır.
Ve yazgısını kendi çağıran yazıya giriş.
Yazmayı unuttuğum bir hikâyeyi okudum bugün, neden ve nasıl bilmiyorum, çünkü yazmayı da unutmuştum. Ellerim olduğunu dahi unutmuştum.
Ellerim olmadan kördüm ben. Kararsız kararlığa körlemesine girdim, kararsızdı muhakkak, çünkü yazılmamış bir hikâye yazılmayı beklemez. 
Kahvenin karanlığını akla çağıran gelişme.
Hayat bu yüzden tuhaf, beklenmeyen yerde başlarız yazmaya, bir daha yazmayacağına dair bir yanılgı içine hâkim olduğunda. Hikâye gözlerine bakar ve yaz beni der, yazar iradesizdir, irade sahibi olan öyküdür okuyan bilmez. Hikâye yazdırır kendini. İlham dersin yahut rüzgâr, kendine çağırır hikâye. Alelacele gidersin, hayat bu yüzden tuhaf. Yazamayacağın sanrısını ve onca işi bırakır, hikâyenin gözlerinde bir kelimede bin kelime çağırır aklın. 
Yazar çaresizdir, hikâyenin esiridir. Geç kaldığını düşünse de, başlar yazmaya. Sonunu bilmeden yazadurur. Yazarken düş…