Ana içeriğe atla

"Ayna Grubundaki Kel Adam"

Cemil Özeren vefat etmiş. Meşhur isimsizler'den biriydi. Erhan Güleryüz'ü birçok kişi adıyla ve soyadıyla dahi kolayca hatırlayabilirken, rahmetlinin adı "Ayna'daki kel adam"dı.

Erhan Güleryüz "Meçhul Şarkıcı" olarak "Garibim"i okuduğundan beridir, en başından dinlediğim bir gruptu Ayna. Bütün bir ortaokul onlarla geçti, naif sevdalarım için onlarla üzüldüm, neşemi de onlarla buldum. Şimdi, mesela kardeşim "Çayımın Şekeri"ni açtı, üçüncü saniyede şarkıyı tanıyınca şaşırdı. Öylece bilirim şarkılarını. Pek tabii zamanla dinlemeyi bıraktım, yıllardır dinlememişim onları, ama hâlâ "Garibim"in sözleri ezberimdedir.

Duyduğumda tuhaf hissetim kel adamın vefatını. Öylece yazmak istedim.

Allah rahmet eylesin.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ötekinin Hikâyesi

Quid rides?  Mutato nomine, de te fabula narratur.Quintus Horatius Flaccus





“Güya buraya bir daha asla gelmeyecektim.”

Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesinde, bir Amerikan kahvecisinin tuvaletinin kapısında görmüştüm bu cümleyi. Hiç unutamadım. Çünkü o zamanlar bir hikâye üzerinde düşünüyordum, nereden başlamalıyım, nasıl yazmalıyım diye kendime soruyordum. Yıllarca çabaladım, aslında yıllarca kaçtım yazmaktan. Çünkü kalemi elime her aldığımda, kendimi bir daha gelemeyeceğim kadar güzel zamanlarda buluyordum ve bu yüzden de hatırlamamak için “bir daha gelmeyeceğim” deyip yazmaktan kaçıyordum.

Boşuna kaçıyordum aslında, bir daha gelmeyecek olsa da yaşanmış olması bile hayatımın geri kalanını değiştiren, güzelleştiren bir hikâye yaşadım.

Bir hikâyenin ilk cümlesi önemlidir. Okuru okumaya ikna etmeye ilk cümlede başlamalıdır yazar. İlk cümle, çarpıcı olmalı, etkileyici olmalı; akılda kalmalıdır. Bu hikâyenin başı benim için çarpıcıydı, tam anlamıyla, olması gerektiği gibi.

Ben bir notayı sevdi…

Հրանդ Տինք

Yaşasaydı, Hrant'ın düşünceleriyle, düşüncelerim tutmazdı. Hrant hakkında yazacak olsam, kendi üslubumda yazardım. Ama, o yok, düşünemiyor, öyle ise karşıt düşünce üretmek de yok.

Gör, kıyasıya eleştirecek bir adam, Hrant hakkında şimdi sadece anma yazısı yazıyor. Görmezsin.

Öğren, artık öğren, düşünceleri öldürümezsin; ama öldürerek sana katil diyen düşünce'yi haklı kılarsın. Öğrenmezsin.

Bin Hrant vardı o ölünce ve bugün ve 19 Ocak'ta, 2010'da, sonsuza dek. "Bir gidip, bin geldiler" yine, anla artık. Anlamazsın.

Eşi Rakel ne güzel demişti, yarım yamalak aklımda kaldığınca: "Bebekten katil yaratan karanlık" hakkında.

O, karanlık seni boğacak en çok, Hrant'a değemez artık karanlığın.

Bin ol, Hrant Dink! Ki öldürmenin çare olmadığı, düşünceyle kavganın tek yolunun düşünce olduğu göğe yazılsın.




ACIYI BAL EYLEDİK

«pir sultan ölür dirilir»

bak şu bebelerin güzelliğine
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde

kör olasın demiyorum
kör olma da …

Açık uçlu hikâye.

Evvela ithaf.
-beni yeniden yazmaya çağıran M'ye hikâyeden önceki yazımdır.
Ve yazgısını kendi çağıran yazıya giriş.
Yazmayı unuttuğum bir hikâyeyi okudum bugün, neden ve nasıl bilmiyorum, çünkü yazmayı da unutmuştum. Ellerim olduğunu dahi unutmuştum.
Ellerim olmadan kördüm ben. Kararsız kararlığa körlemesine girdim, kararsızdı muhakkak, çünkü yazılmamış bir hikâye yazılmayı beklemez. 
Kahvenin karanlığını akla çağıran gelişme.
Hayat bu yüzden tuhaf, beklenmeyen yerde başlarız yazmaya, bir daha yazmayacağına dair bir yanılgı içine hâkim olduğunda. Hikâye gözlerine bakar ve yaz beni der, yazar iradesizdir, irade sahibi olan öyküdür okuyan bilmez. Hikâye yazdırır kendini. İlham dersin yahut rüzgâr, kendine çağırır hikâye. Alelacele gidersin, hayat bu yüzden tuhaf. Yazamayacağın sanrısını ve onca işi bırakır, hikâyenin gözlerinde bir kelimede bin kelime çağırır aklın. 
Yazar çaresizdir, hikâyenin esiridir. Geç kaldığını düşünse de, başlar yazmaya. Sonunu bilmeden yazadurur. Yazarken düş…