Ana içeriğe atla

Şiir üzerine bir alıntı.

Uzunca sayılır bir ara. Öncesinde bir yılı bir şiirle bitirmişim, ne de güzel yapmışım. Çünkü şiir güzeldir. Şiirden yazarken, Aziz Nesin'den bir alıntı yapacağım, onun "Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim" kitabından. Bu kitabında, adı üstünde, çağdaşı olduğu yazarlar, sanatçılar, aydınlar hakkında anılarını yazıyor, ama kitabı kendi tamamlayamadı. Ölümünün ardından, bazı ham notlar da aynı kalacak şekillde basıldı. Benim alımtım, Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya ayrılan bölümden, şiir ve Türkiye hakkında:

"(...) Herhangi bir ülkede Yunus gibi, Nâzım gibi, Dağlarca gibi, daha daha bizden olan, bizim olan niceleri gibi, ulu şairler görülürse, bu o ülkeye Samanyolu'ndan düşmüş göktaşları olamayacağına göre, o ülkede şiirin madeni var demektir. Bu ulu şairler, derindeki yani halktaki şiir maden cevherinin yüze çıkmış, pırıltılarıdır. Bizim zengin şiir madenimizin cevheri, Türk halkının özüdür, tarihin bu en çileli insanlarının yanan yüreğidir.

Elbet şiire düşkün, şiire yatkın başka ülke halkları da vardır. Ama, Türk halkı, konuşurken de susarken de, gülerken de ağlarken de şiirin ta kendisidir. (...)"

Böylece yazıyor Aziz Nesin, "şiir yaşamak" hâlinin toplumsal olduğundan bahsediyor.

Böylece, yeni yıla da şiirle girmiş oldum, şiir hakkında yazmak, alıntılamak, şiirden bahsetmek ve nihayetinde şiir okumak, ne güzel. Ne de güzel yaptım.

Yorumlar

  1. Kitabı okudum, yazmak üzerine ve dönem yazarlarına, aydınlarına dair notlar var. Okunması gerekli...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ötekinin Hikâyesi

Quid rides?  Mutato nomine, de te fabula narratur.Quintus Horatius Flaccus





“Güya buraya bir daha asla gelmeyecektim.”

Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesinde, bir Amerikan kahvecisinin tuvaletinin kapısında görmüştüm bu cümleyi. Hiç unutamadım. Çünkü o zamanlar bir hikâye üzerinde düşünüyordum, nereden başlamalıyım, nasıl yazmalıyım diye kendime soruyordum. Yıllarca çabaladım, aslında yıllarca kaçtım yazmaktan. Çünkü kalemi elime her aldığımda, kendimi bir daha gelemeyeceğim kadar güzel zamanlarda buluyordum ve bu yüzden de hatırlamamak için “bir daha gelmeyeceğim” deyip yazmaktan kaçıyordum.

Boşuna kaçıyordum aslında, bir daha gelmeyecek olsa da yaşanmış olması bile hayatımın geri kalanını değiştiren, güzelleştiren bir hikâye yaşadım.

Bir hikâyenin ilk cümlesi önemlidir. Okuru okumaya ikna etmeye ilk cümlede başlamalıdır yazar. İlk cümle, çarpıcı olmalı, etkileyici olmalı; akılda kalmalıdır. Bu hikâyenin başı benim için çarpıcıydı, tam anlamıyla, olması gerektiği gibi.

Ben bir notayı sevdi…

Açık uçlu hikâye.

Evvela ithaf.
-beni yeniden yazmaya çağıran M'ye hikâyeden önceki yazımdır.
Ve yazgısını kendi çağıran yazıya giriş.
Yazmayı unuttuğum bir hikâyeyi okudum bugün, neden ve nasıl bilmiyorum, çünkü yazmayı da unutmuştum. Ellerim olduğunu dahi unutmuştum.
Ellerim olmadan kördüm ben. Kararsız kararlığa körlemesine girdim, kararsızdı muhakkak, çünkü yazılmamış bir hikâye yazılmayı beklemez. 
Kahvenin karanlığını akla çağıran gelişme.
Hayat bu yüzden tuhaf, beklenmeyen yerde başlarız yazmaya, bir daha yazmayacağına dair bir yanılgı içine hâkim olduğunda. Hikâye gözlerine bakar ve yaz beni der, yazar iradesizdir, irade sahibi olan öyküdür okuyan bilmez. Hikâye yazdırır kendini. İlham dersin yahut rüzgâr, kendine çağırır hikâye. Alelacele gidersin, hayat bu yüzden tuhaf. Yazamayacağın sanrısını ve onca işi bırakır, hikâyenin gözlerinde bir kelimede bin kelime çağırır aklın. 
Yazar çaresizdir, hikâyenin esiridir. Geç kaldığını düşünse de, başlar yazmaya. Sonunu bilmeden yazadurur. Yazarken düş…

Arz-ı Hâl

Nereden başlamalıyım yazmaya? Şu "edili büdülü" defteri almasaydım eğer bugün burada olmayacaktım. Yani söz gelimi, yoksa evimdeyim. Yahut kibirli bir ingilizin yolu geçmese oradan ve bir fotoğrafla bunu öğrenmesem, bu hâlde olmayacaktım. Ne hal? Hâlim güzel fenadır ve işte burada yazdığım da arz-ı hâlimdir. Hâlden anlamaz değilsen eğer ve yazmamı istediysen, yani bu adam burada ne karalayıp duruyor dediysen, okuyabilirsin. "Kardeş beni dinle aklını şaşırtacak" diyemem, hele sana hiç diyemem, seni şaşırtacak pek birşey kaldığını sanmıyorum dünya üzerinde. Dağlarda da bulut göremiyorum zaten, her neyse. Sonunda ölüm varken neden yaşadığım üzerine yazacağım sadece. Her birimizin nedenleri var, ben benimkini yazacağım.

Ölüm üzerine bir mesel vardır, bilir misin? Tanrı, ölümü ilk olarak dağlara vermiş, ilk dağ öldüğünde diğer dağlar, o koskoca dağlar dayanamamış, erimiş, kül olmuş. Tanrı anlamış, dağlar dayanamayacak; ölümü dağlardan almış denizlere vermiş. Gel zaman g…