Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Terzinin noktasızlığı

acelem var gibi yazmalıyım sanıyorum bugün anlamadığım birşey var rüyalardan kalan, ölülerin ve delilerin izleri kabuk kokusu sinek yanılgısı, okununca bitmeyen bir roman kimsenin bilmediği sokak, o sokağı arıyorum ben onunla o apartmana girdiğimiz sokağa benziyor, ama daha uzun, çok daha uzun olmalı ki sonsuza yaklaşmalı, apartman o sokağın sonunda olmalı, girmelyiz o sokağa ve sevmeli beni, beni sevmeli mi, değil, belki de beni sevmeli, ama bana söylememeli, kendi bile farkına varmamalı hatta, ismimimi unuttuğunda bile sevmeli beni, beni sevmeli, çünkü ben olmazsam o eksik kalacak bilmese de, bilmediği adını hiç bilmeyecek sevdiği adamı öperken, beni öldürecek, belki gerçek bir ölüm değil ama öldürecek beni biraz, her ölüm erken olduğu gibi birazdır, ölüm tadılır çünkü, çünkü şaraptır üşüyen kadın gibi, kediden ürken tedirgin narin bir nota gibi, gibisi fazla, bir nota beni biraz öldürecek, simurg alışkanlığı da bu, böylece güzel korkunç, aşina olmak ölüme, herşeye uzak eski kalarak…

Terzinin akşamı tasviri.

hayır söylemeyeceğim, çünkü şubat'ın yalancı baharı, içimde kış büyütüyor. öyle söylemeyeceğim ki, söylemek eksilecek yanında. terzinin kuyumculuğu susmaklı, çünkü büyük harflere yer yok isimsizken. seni seviyorum demeyeceğim hiç demedim, karanlıklı fotoğrafı zihnime kazıyacağım. seni seviyorum der gibi de bakmayacağım, ama bilecek görmeyi eksiltecek sonra.

bir akşam gelecek, en çok o akşam söylemeyeceğim. adını bildiğim akşam, zamansız akşam. koridorları ışıklandıran zamandan öte, vadedilmemiş, âh edilmiş o akşam onu öpmeyeceğim. bilecek öpmediğimi, öpmediğimden tanıyacak beni, o zaman anlayacak adımı. terzinin kuyumculuğunu bilecek susmaktan tanıyarak, bir fotoğrafa bakacağız öncesinde.

*

Resmini yazdım sarı renkli lambaların. Ertesinde evvelini çizdim karanlığın.

Terzinin güzü.

terzinin bir adı var elbette. ama, adların önemi nedir yazılmadıktan sonra. terzinin bir vakti var, akşam. terzinin iki mevsimi var, güz ile bahar. onun üç adı var, üçünü de yazdı terzi. terzinin mevsimlerinde değişiyor adı. adların ne önemi var, önemi yok değil.

terzinin bir düşü var elbette. terzinin düşü, kuyumcu olmak. nasıl olacak? geceleri. çünkü kuyumcu olmanın da bir vakti var, gece. karanlıklı bir iş terzinin kuyumculuğu. karnında aydınlığı taşıyor, çünkü düşü olmayan terzi yoktur.

terzinin güzü, hep yazılı karanlık sokaktan geçiyor, dar koridorlardan, kırmızı renginin altından. terzinin güzü, ekimin sonunda başlıyor. terzinin de bir bildiği var, bir de diyeceği.

terzinin güz hakkında dediği:
her kelimede sanki'yi öldürüyordu. her suskunlukta da. gözüme bakıyordu bazen, beni öldürüyordu. gözüme bakmazsa da ölürdüm. olmayan bir cinayetti. yüzüm gülüyordu. güzün bahar oluşu böylecedir. yahu düpedüz güzdür, güz öylece güzeldir. güzel gözüme böylece bakınca, güz hâkikate eriyor…

Terzinin düşü.

Terzinin düşü kuyumcu olmak. Olacak da, bahar biraz terzinin eliyle olacak, kuyumcu olmayı düşleyen terzinin eliyle. Patlayan tomurcaklar olarak yazacak kelimeleri. Adıyla beraber tüm adlarını yazacak müzelere. Çünkü müzelerin adı içinde yazılıdır. Oğarak parlaklaştıracak gecelerin yarımlarını. Lamekan bir sokakta dikecek yazısını bilezik olarak. U harfini bükecek son olarak.






Rengi lambaların sarısına benzer bir söz yazıyorum. En sonunda söylemek üzere iki kelimeden de öte.