Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Terzinin bölünme notları.

sanki herkesi bir yerden tanıyorum -nereden- soruyu görüyorum görünmüyorum -eğer yağmur ince yağmıyorsa- adını ve adımı saklıyorum -bir yerde- nerede unuttum - sanki kendimi tanımıyorum- kediden korkuyor ve yağmurda eriyor biliyorum -adı ne- hâkikatle söylüyorum ki dayanamıyorum -yalan değil- yalan nedir değil -değil yalan- sokaklar uzuyor

ben bu dağı tanıyorum ben bu şehri yazıyorum dumanaltında konuştuk suretlerin hâkikatini ve piramitleri

adı neyse öle öle dirilen o kuş, adı neyse beni öldürmekten usanmayan kadınlar -sanki kendimi bölüyorum- ve roma, terzinin roması yıkılırsa altında kalacağı şehir

öteye adını ben verdim ben saklıyorum, adı Re'yse onu bir tek ben görüyorum

yanılgı ve kibir diyor kaya diyor dağ diyor akşam oluyor akşam kendim yazsam böylesi bir zaman yazamazdım

Söylememek yani susmak söylesene nasıl böylesine zor olabilir, zor olan kediden korkan ve yağmurda eriyen bir notayı sevmekle başladı, zor olan ben olmak, adı her kimse sevdiğine kavuşamayan herkes bira…

Terzinin pasajı.

Yazgımı yazıyorum aslında, benim yazdığımın benden başka bir yazarı daha var. Yazgımı yazıyorum, evet, kelime oyunsuz, bir insan önceki kâtiline sarılırsa bunu yazar. Evet, ben bu şehirde önceki kâtilime sarıldım. Daha önce de başka bir kâtilime sarılmıştım, haziranın yorgun bir izi olarak. Çoktan ölmüş yıldızların geçmişini izlemek gibi, kendi yazgımı izliyorum ben. Benim yazdığım, simurg alışkanlığında bir adamın güncesi. Okunaksız veya okunaklı, bulanık veya aydınlık, hep yazıyorum, yazmak benim işim, ben terziyim çünkü. Bir kadına bakıp bir nota gören ve bundan sonra kuyumcu olmak isteyen bir terziyim ben. Kâtillerine sarılan terziyim, evet, çünkü terzilik tuhaf bir iş; seni sevmeyen kadınlara sarılmak da ölmeye benziyor. Notaya hiç sarılmadım, biricik notama sarılamam ben, evet, ancak karanlıklı fotoğraflar çektiririm onunla. Hikâyesiz bir şehirde şair olmak çok zor, belki de bundan şair olamıyorum, evet, bu yüzden hikâyemi şiirliyorum. Hayır, hayır, kendime yeni bir şehir yazmal…

Duyuru gibi.

Se-se-Ses! Bir-ki!

Anakarargâhtan üç no'lu bildiriyi gönderiyorum. (İlk iki bildiriyi sormayınız lütfen.)

Bir süredir, İnci Blog ismindeki İnci Sözlük blogunda şakalı komikli kelâm etmekteyim.

inci.blogspot.com adresinde sevgili yazarınızı bulabilirsiniz.

Sevgiler.

Pazartesinin izi.

yeniden başlıyorum eskiye yani büyük yıkıma. korkuyorum çok, başlamasam elimden gelse, çok korkuyorum, dünden beri titriyor elim. yıkım yokmuş gibi elim titremiyormuş gibi aydınlık fotoğrafların renginden korkmuyormuşum gibi öylece öteye bakacağım, yüzümde iz olmadan, iz kalmadan yüzümde karanlıktan. kemiklerim çatırdamıyor elbette, ama içimde öyle geliyor, öylece büyük, böyle korkunç, bildik ama alışılamaz birşey.

dünden kalan herşey korkunç, herşey dünden kalıyor bu korkunç, düne bakarak bilmek yarını korkunç. bildik ama alışılamaz akşamlar geliyor, arkasında geceleri var, sonrası var sonun, öncesiz bir sonu korkunç.

Hepimiz oradayız. Yalan. Demek ki hiçbirimiz yokuz. Hepimiz oradayız biraz da bu demek. Bu demek değil ki herbirimiz biraz. Yalan. Aslında hepimiz hiçiz. Değiliz de. Ağzımız var. Korkarak çocukların seslerinden.

Terzinin pazarı tasviri ve sona dair ilk sözleri.

Re ile son zamanın arefesi. Belirsizlikli bir pazar günü. Şiir kitabi aldım, öyle yapmalıydım, kelime oyunu değil. Parmağımdaki kahve kitaba bulaştı, pek güzel. Silik bulutlu birgün, yorgunluk doğuruyor durmak. Yürümek yani boşluğu yarmak pek yaramıyor aklı dağıtmaya. Pek fazla yok aklım onu da biliyorum, yalanlı bir tevazu olarak yazıyorum, işte bu kelime oyunudur. Vapur suyu böldü, Nuh Nebî'nin vapuru değildi herkes yalnızdı, sevişen var mıydı görmedim, ama varsa her ikisi de kendinde yalnızdı. Yalanlı yazıyorum, çünkü büyük harflere döndüm. Aklım bulanık biraz, biraz korkuyorum aydınlık fotoğraflardan ben yoksam. Adını söylememeyi ona iyice ezberledim.
*
Olsa da olur olmasa da diye yazıyorum. Böyle yazmak elbet korkunç, ama yazmamak da korkunç. İnsanlar önümden geçiyorlar bana bakıyorlar. Güzel kadınlar bana bakınca kendikendime kendimle övünüyorum, öylece oyalanıyorum. Zamanı vakti hep öldürüyorum, ölüm de bu günün içinde. Akşama kalmayacak.
*
Musa Peygamber'in yardığı den…