Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Öne Çıkan Yayın

Ötekinin Hikâyesi

En son yayınlar

istanbul raporu.

1: "turuncu gök- gri gök" diye düşünerek uyandım. uyandığımda istanbuldaydım. turuncu gök nerede bilmesem de, gri göğün neresi olduğunu iyi biliyordum. görmediğim bir şehir, bir kaç defa yaklaştım, pek çok zaman uzağında yaşadım. görmediğim bir şehir, oysa ben kör değilim.

turuncu gök, gün ölümü- gün batımı- gurûb, akşam habercisi. akşamüstü. "hoyrattır bu akşamüstüler daima"  diyen bir şair vardı. yalan değil.
*
pera; yine baş başa ve yine bir aradayız. gökte bir martı ve bir de ince bir başağrısı. bundan sonra ne söylersem dinle.
her yenilgimin yolu buradan geçiyor ve ben buradan geçerken aklımdan kelimeler geçiyor. dünyanın en eski ikinci metrosundan, grand rue de pera'ya çıkıyorum, ama aklımda ilki var. şehri şehirle, şiiri şiirle aldatarak- ki benim işimdir, izmirde bir istanbulcuyum, yazıyordum geçen gün ve iki göz geziyordu benim izmiri aldatmamın üzerinde.
elimde attilâ ilhan, grand rue de pera cinâyetini gözlerimle gördüm. delik deşik, anlamından ayrıl…

Yakışıklı Kelimeler.

Kendimin en kördüğümü olan bir yazı ve sonrası- beş yıl sonra bir baharda yazdığım kişiye de okutmuştum, altı yıl önce bugün yazdığım yazıyı. Çünkü ne diyordum. "umarım yazıları okur. her yazıyı, içinde geçenler okusun isterim. sanırım bulamaz, bulmak istemez de zaten, ama okusun isterdim"

Ama zaten okumuş-muş bilmiyordum. Sonra kelimeler, şiirler, şehirler ve çiçekler ve sessizlik. Ama sessizliğe de dayanamadım- kendi sessizliğime. Yeniden düştüm yeniden yenilmenin yoluna. Üçüncü yenilgi en kısasıydı ve en keskini. Kibarlığa saklanmış bıçağı dahi kesen bir kibirle- kesildim. Ölümsüz bir cinayet, Baker Sokağı, 221B'nin işine gelmez bir dava.

Her yenilgi, bir yenilgidir. Birkaç gün önce bir yazışiir ve yahut düşyazı karalıyordum. Adı, "üçüncü yenilgi üzerine birinci söz" dü.

"veyahut izmirde bir konstantinapol yenilgisi.

önsöz: yenilgi bir, yenilgi iki, yenilgi üç; her yenilgi bir yenilgidir oysa. bir gölge, üç dal orkide veyahut bir fotoğrafta kalan iki göz.…

evvelbahar içinde havadan sudan bir yazı.

evvelbahar içinde şehir şehir içinde, aziz şehirde bir bahar havası, akdeniz kıyısında bir londra havası, londra yine yağmurlu. londra her zaman yağmurlu.

evvelbahar içinde ahir zaman içinde, rivayet olunur ki üçüncü cemrenin düşmesinin üçüncü gününde, cemrenin ardından yağmur döverken toprağı İzmir'de, İstanbul'da sular henüz ısınmamıştı -ama elbette ısınacaktı. Londra'nın sularından bihaber olsam da, Sular İdaresi gayretle çalışmalarına devam etmektedir, ingiliz ingilizcesiyle okumaya devam ediniz efendim. London Metropolitan Water Board continues to work diligently.

türkiye türkçesinde, evvelbahar içinde, nevbahar arefesinde,bu da böyle havadan ve sudan bir yazıdır. havadan sudan yazdığına bakmayın, gayrıciddi bir yazıdır diye aldanmayın, alt metinleri olmasa da, bilakis üstünde masmavi bir gökyüzü vardır.


Bir sokak lambasının altında.

Yazmak için bitmesini bekliyorum herşeyin, ben beklemesem de bitiyor zaten. Sonunda hiçbir şey yazamamış, ama herşeyi yitirmiş biri olarak bir sokak lambasının altında bulacağım kendimi. Orada yitireceğim. Sokaklar, sokaklar, sonuna yürüyeceğim. Sokakların sonuna bir lambanın altına doğru. Sokakların aklı vardır geceleri- kendi yolunu bulur ve seni de götürür altın sarısı bir lamba soluğuna.
Soluğumun buharı soğukta havada duruyor ve o lambanın altındayım. Yazı burada bitiyor, bitmesi için yazıyorum kendimi.

Eskimeyen bir şey.

Eskimeyen bir şey var, anadoluda bir dağ mesela, kendimi orada olmadığımı bilerek aradığım her yer, bir raf bir sokak bir aynanın siyahı ve aydınlık gece. Hikâyenin bulanık aklı, akşamın hafızası. Derin bir sızı, akşamhüznü. Ayın deniz üzerindeki izi. Anadoluda bir dağ misali sancı. Bir kuyumcu ve bir terzi. Teraziye gelmez bir ağırlık. Eskiyi yazmanın zorluğu, bir bank, bir masa, bir köşe. Bir demir yığınında bir bahar, bir yüzde hızır. Yazgı yanılgısı. Düşe düşen bir damla, karında bir bıçak, anadoluda bir dağ. Yazmak ne zor, beyaz yol ne uzun, ama ben o sokakta değilim, demiri dövebilecek biri değilim. Kendimde değilim, bilmiyorum. Kendimi aradığım her sokakta bir kedi, bir kedinin yüzünde bin parça ay, her kedinin yüzünde bir ürkek kadın esintisi. Neden kaçtığımı anladım şimdi, ama artık geç oldu.