Ana içeriğe atla

Kayıtlar

yazmak etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Neden Yazıyorum?

"Neden?" sorularına cevap üretmeyi de, yazmak (hatta yazamamak) hakkında yazmayı da oldukça seviyorum. Yazıyorum, ilkokuldan beri, neredeyse yazmayı öğrenmemle bir yazma serüveninin içine girdim, peki neden yazıyorum? Benim nedenlerimden bahsedeceğim biraz. En bildiğim ilk nedeni, nedenden öte, sonuçtan öte, bir varlık olarak mecburiyetten yazıyorum. Yazmak, benim için bir duyu, neredeyse gözüm kadar görmeye yarayan bir duyu. Yazmamak diye birşey yok, zaman zaman yazamamak var ancak, bir duyunun geçici rahatsızlanması gibi. Masaya oturayım da biraz yazayım, ya da, bugün bir saat / bir sayfa yazacağım, diyerek yazmıyorum, dur biraz göreyim biraz da duyayım diyemezse insan, öyle bir hâl işte. Masa başında gözünüze hoş gelecek şeyler de yazıyorum, ama öncelikle kendim için yazıyorum, gözüm olduğu için. Üstad Sait Faik'in o sözü tabii ki, onu yazmadan yazmak hakkında yazmış olamazsın: "Yazmasam; çıldıracaktım!" Ama bir yandan da çıldırabilmek için yazıyorum. Bil...

Şiir Olamayan Yazının ve Şair Olamayan'ın Yazgısı

bu ara, şiiröncesi sancısı çekiyorum, sanki bir kelime bulunca nesir'im ile beraber şiir'e geçecekmişim gibi geliyor. nesir demek de doğru değil yazdığım yazılara, nesir ile şiir arasında çok belirgin bir çizgi varmış, şiirin kuralları varmış gibi oluyor. ölçüyle uyakla şiir yazacak değilim elbet, şiir yazacaksam, o da benim gibi dengesiz olacaktır. temmuz ikibinaltı sonrası bir süre yazmaya çalıştığım şiir de böyleydi, ama eksikti. nesinin eksik olduğunu bilmesem bile,  eksik olduğunu biliyordum. "öyküyle yarım kalmış meselem" vardı, kesin bir bırakışla bıraktım. birdenbire kör oldum şiir yazmaya. temmuz ikibinon'da yazdığım üç şiire kadar. o üç şiir, koparılmış çiçeklerdi sadece. birine verilmek üzere öldürülmüş kelimeler. ne zamandır üzerimde bu ağırlık var, nesirim şiir'e kaçtıkça, aklım da şiir'e kayıyor. belki de nesirim şiir çığlığı atmalı, çiğ şiir olmasından yeğdir. "düşyazı"dır belki, olup olacağı, varacağı son nokta budur. fena mı? bil...

Yazmak ve Silgi

Kasım İkibindokuz'da bir defter arkasına bir not almışım, belki de yarım kalmış. Başlık olarak "yazmak ve silgi" yazıyor tepede biryerde, not da aşağıdadır. Yazmak üzerine düşünülürken, yazılırken ve söylenirken, "yazmak serüveni"nin bir parçası olan silgi'den çok bahsedilmez. Oysa bir şiir bittiğinde, arkasında silinmiş onca kelime bırakır. Arayış yollarında geçerliliğini, gücünü yitirmiş, gerekiz kalmış yahut yerine daha iyisi bulunmuş kelimeler.

"Okuryazar"

Okuruz: gazeteyi tersten başlayarak. Yazarız: dilekçe yazamasak da hepimiz şiir yazarız. Aziz Nesin'in dediği üzere: "Türkiye'de üç kişiden beşi şairdir." Ama gel gör ki, çoğumuz Aziz Nesin'i okumayız. Okumayız ve okutmayız, okuyanı döveriz (ve şiir yazarız).. Üstad, bizden farklıdır ve maazallah okuduğumuz kağıttan tehlikeli düşünceleri bize de bulaşabilir (herhalde).. Açıkçası, nedenini de bilmezler, nedensiz bir budalalıktır. Bu alıklık, sözde aydınımızda da mevcuttur,  monsieur fransızca eserleri asıllarından okur, ama Mehmed Akif'i okumamıştır, çünkü o "farklı"dır.. O da okutmaz, yumruk atmasa da, küçümseyici kelimelerle okutmaz. Yahut zamanında bir lise edebiyat öğretmenimin, başka bir yazar için dediği gibi: "O İslamcıyı dersimde okutmam ben!" Bilmeyiz: okumakla bekaret bozulmaz. Bilmeliyiz: okumadığımız, bilmediğimiz "şey"i eleştiremeyiz. Solcu, sağcı, İslamcı, ulusalcı, biz bize benzeriz. Kum havuzunda debelen...

El ile yazmak

"Daktilo etmek" deyimini severim, daktilo kullanmışlığım yoktur. "Bilgisayara geçirmek" veya "bilgisayara yazmak" bir tını taşımıyor, ben de yazılarımı "daktilo ediyorum"..  Şimdi notları telefona yazıyorum, öykü de yazdığım söylenemez uzundur, ama eskiden ne düşse aklıma kağıda dökerdim. Bilgisayara yazmak gerekiyor sonra, üşeniyorum, kenarda bir sürü yazı ve öykü hâlâ bekliyor, ben de bekliyorum. Yazmak güzeldir; kıssadan hisse.