Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kaldırım Mühendisi

Hiç bir neden yokken evden çıktım. Sanırım tek neden, evde kalmam içn bir nedenin olmamasıydı. Evden çıkalı nereden baksan bir kırk dakika oldu, evden kırk dakika uzaktayım. Hangi vasıtayı kullandığına göre kırk dakikada alabileceğin yol da değişiyor ya! Bir uçakla kırk dakika gitmiş olsaydım, yüzlerce kilometre öteye taşıyabilirdi beni, bir araba ise yaklaşık elli kilometre öteye. Ne var ki, atalarımızın "tabanvay" dedikleri, insanın aziz taşıtı üzerindeyim ve evden henüz pek de uzakta değilim. Henüz dediğime bakmayın, çok da uzaklaşmak niyetinde de değilim. Kaçmıyorum, koşmuyorum. Öylece yürüyorum.
İnsanın kendinden kaçamayacağını öğrendiğimden beridir kaçmıyorum. Öncesinde de kaçmaya cesaretim yoktu. Velhasılıkelâm hiç kaçmadım, gerisi laf kalabalığı. Hem neden kaçayım ki? Alacaklıdan, polisten, mafyadan, aklıma gelmeyen bir çok şeyden kaçılır, ama hiç biriyle derdim yok. Pek derdim yok açıkçası, size bir derdimi dert diye anlatsam dudak bükersiniz, "Allah başka dert v…

Bir rüya.

Geçen gecelerin birinde tuhaf bir rüya gördüm. Sanırım bir aydan sonra, bir merhabayla hayatıma dönmeye çalışan bir kadını reddettiğim geceydi. Bir otobüsteydim, inmem gereken durağa geldik, tam inecekken ceketimi oturduğum yerde bıraktığımı fark ettim. Dönüp alasıya otobüs kalkıyor ve durağı kaçırıyorum. Bir dahaki durakta ineyim diye kapıya geliyorum, yine tam durağa gelince fark ediyorum çantamı unutmuşum. Yine aynı şey, çantayı alasıya durak kaçıyor. Bu böyle ne kadar devam etti bilmiyorum.
Metaforları bilinç altımda açmayı ve yahut rüya tabirleri kitabına bakmayı düşünmedim. 
Biliyorum, o durak aslında hiç orada yoktu.
Merhabalar, yapabilirsem eğer, yazmaya yeniden uzun bir ara vermeyi istiyorum.

"Ben ile Kendim Volume 5"i (evet, volüm beş) yazmak niyetim vardı, belki onu yazarım.

Edebiyat, edebî kaygılar, acının estetize edilmesi, biçim verilerek okurlara sunulması, seni sevmeyen insanlar için yazmak ve yazarken de okunmamak bana anlamsız geliyor bu ara.

Selam.

Mukadderat.

"Zaman kelimeler gibi sekiyor bakışında senin"


Mayıs:

Burada kalmıştım. Sonrası mayıs güzü ve evet kafiyesi hüzün- "elde var hüzün"- başka da birşey yok İzmir yağmurlu.

"ışıkları tutamıyorum/ avuçlarımdan kayıyor/ karanlık en büyük korkum/ gece gittikçe çoğalıyor"

Avuçlarımdan kayıyor elimde kalan son sokak, makinaların gri çarkları ve demir yağları geriye kalıyor. Sıkıştıkça sessizleşiyorum bağırmak yerine, etim eziliyor susuyorum, kemiklerim çatırdıyor susuyorum, gri bulaşıyor yüzüme sonra yüzüm eskiyor. Yüzüm eskiyor aynada kendime baktığımda böyle zamanlarda, kendimden soğuyorum.

Sanıyorum okuyacaksın bunu ve seni bir daha görmeyeceğim. O sokağa girdiğimde bile yüreğimi duyuyordum oysa. Öyleyse, aklımda ne varsa yazmalı. Elimden gelse de hiç yazmasam. Seçebilseydim, yazmamayı bile değil, var olmamayı seçerdim. Ölümü bize bırakan Tanrı, varlığımızın da iradesini bıraksaydı bizde, dünyaya gelmeden bir fikrimiz olsaydı eğer bu yer hakkında; (herhalde pek …

o fortuna.

kader kağıtta yazmaz. sanırdım, yanıldım.başkasının falında yüzümü okudum, yüzümü döktüm, sonra bir daha okudum. görmeyeceğim yüzün tahhasürü- bitmez talihsizliğim

uçurtmaları umutla ilgili sanırdım, yanıldım. her yanılgım, kendi yenilgim. "her yenilgi birdir" yazmıştım- yenilgiler hakkında bile yanıldım (her yenilgi ayrıdır, apayrıdır, şimdi böyle sanıyorum, şimdi bunu biliyorum, şimdi kendimi bilmiyorum)

tevâfuk üzere bir yenilgi bu, yüzünde yalansız birini gördüm, tanıdım. yüzünde yalansız birini görünce tanırım- o da beni yanlışımdan tanıdı, grisinden tanıdı gözümün, yalanımdan tanıdı- grinin arkasındaki siyahtan habersiz dudağımdaki maviye aldırdı. mai ve siyah- mayısın en tuhaf yenilgisi.

tuhaf evet, bir ay tanıdım, bir kaç defa gördüm, ancak bir kaç kelime konuştum, fakat özleminin dayanılmaz hâle geldiği bir hâldeyim- hâlimi arz edip edeceğim budur- o çukura düştüm

kader kağıtta yazmaz sanırdım, ama düştüm.

Arz-ı Hâl

Nereden başlamalıyım yazmaya? Şu "edili büdülü" defteri almasaydım eğer bugün burada olmayacaktım. Yani söz gelimi, yoksa evimdeyim. Yahut kibirli bir ingilizin yolu geçmese oradan ve bir fotoğrafla bunu öğrenmesem, bu hâlde olmayacaktım. Ne hal? Hâlim güzel fenadır ve işte burada yazdığım da arz-ı hâlimdir. Hâlden anlamaz değilsen eğer ve yazmamı istediysen, yani bu adam burada ne karalayıp duruyor dediysen, okuyabilirsin. "Kardeş beni dinle aklını şaşırtacak" diyemem, hele sana hiç diyemem, seni şaşırtacak pek birşey kaldığını sanmıyorum dünya üzerinde. Dağlarda da bulut göremiyorum zaten, her neyse. Sonunda ölüm varken neden yaşadığım üzerine yazacağım sadece. Her birimizin nedenleri var, ben benimkini yazacağım.

Ölüm üzerine bir mesel vardır, bilir misin? Tanrı, ölümü ilk olarak dağlara vermiş, ilk dağ öldüğünde diğer dağlar, o koskoca dağlar dayanamamış, erimiş, kül olmuş. Tanrı anlamış, dağlar dayanamayacak; ölümü dağlardan almış denizlere vermiş. Gel zaman g…

istanbul raporu.

1: "turuncu gök- gri gök" diye düşünerek uyandım. uyandığımda istanbuldaydım. turuncu gök nerede bilmesem de, gri göğün neresi olduğunu iyi biliyordum. görmediğim bir şehir, bir kaç defa yaklaştım, pek çok zaman uzağında yaşadım. görmediğim bir şehir, oysa ben kör değilim.

turuncu gök, gün ölümü- gün batımı- gurûb, akşam habercisi. akşamüstü. "hoyrattır bu akşamüstüler daima"  diyen bir şair vardı. yalan değil.
*
pera; yine baş başa ve yine bir aradayız. gökte bir martı ve bir de ince bir başağrısı. bundan sonra ne söylersem dinle.
her yenilgimin yolu buradan geçiyor ve ben buradan geçerken aklımdan kelimeler geçiyor. dünyanın en eski ikinci metrosundan, grand rue de pera'ya çıkıyorum, ama aklımda ilki var. şehri şehirle, şiiri şiirle aldatarak- ki benim işimdir, izmirde bir istanbulcuyum, yazıyordum geçen gün ve iki göz geziyordu benim izmiri aldatmamın üzerinde.
elimde attilâ ilhan, grand rue de pera cinâyetini gözlerimle gördüm. delik deşik, anlamından ayrıl…