Ana içeriğe atla

Kayıtlar

19022020

"Sana her zaman söyleyorum, senin yüzünde gülmek var/ Bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa" yazdıysa Edip, yüzüne bir gülümseme vermek için bir kaç gül.

Yazdım. Yazı yazmıyorum artık, yol yazıyorum, yazgı yazıyorum. Dize çalıp, güllerin arasına yerleştiriyorum güzel gözlerine bir gülümseme yazmak üzere.

Ben buradayım; hem kaç bin yaşındayım; hem de on dokuzumdan gün alıp gül dokuyorum bir çift gözde. Yazmıyorum artık, şiiri kelimesiz yaşamayı, söylemeden anlatmayı deniyorum.




10022020

Elimde bir kedi karanın çizikleri ile birlikte artık yazmıyorum, kedileri ve beni sevmeyen bir kadına. Kadın da bana yazmıyor, oysa gül açıyordu yazısı, bebek diye yazarken ona. Çiçek açıyordu sesi eğer keyfi yerindeyse, günlerdir duymuyorum, oysa sadece bir davetini öteledim. Pişman değilim, ben elimde ve göğsümde kedi kesikleriyle bir çocuk değilim artık. Kesinlikle sevgisizliğinin peşinde koşacak değilim. Mesihini arayan o acemi çocuk aceleciğimle beraber, bir genç kızın elinde öldüm ve güçlendim. Bir kadından ne istediğimi biliyorum artık ve işteş olmayacak bir cinayete gelmeyeceğim. Düşmeyeceğim. Kuyuya, karanlık ve koyu o kuyuya düşmeyeceğim bir başıma, yalnızca. Midas’ın kulakları bir yana dursun, Sisifos’un kulakları çınlasın; kayadan da kuyudan da vazgeçiyorum.

Kara kedinin yazısını taşıyorum elimde ve yazmıyorum. Dünkü çocuk değilim bugün, bir sevgisizlikten menât koyamam evimin bir köşesine. Geceleri on birde, sevgisiz bir rutinle oyulmuş alelade heykellerini istemiyorum.  …

Bir yitirmenin eski hikâyesi.

"karşımdaydı yine, ama kaç yaşındaydı bu defa, hiç bilmiyorum. öyle endişeli ve korkaktı ki beni kaç defa öldürdüğünü bile unuttum. kaçıncı bıçakta öldürdüğünü sormuştu son defasında, bilmiyordu her bıçakta yeniden öldüğümü. nedenini bilmiyordu ve yahut daha da fenası bilmezden geliyordu. karşımdaydı yine, bu defa ben çağırmıştım.öylece ürkek bakıyordu, elimde olsa gözlerini öpecektim. haklı bir korkusu vardı ve ben de onunla beraber korkuyordum, ölüler korkar mı, diye kendime sormadan onunla beraber korkuyordum. gözleri indirdi indirecek bulutlar ve gözlerim indirdi indirecek bulutlar öylece birbirimize bakıyorduk. yüzüne bakıyordum, yitireceğim yüzüne, çünkü "ölüler susar ve anılar konuşamaz"dı, böylece öğleden sonraları saymazsak eğer.

kendimi yitirmek için şehirler aradım, şehirlerde sokaklarda yürüdüm, sokaklarda süründüm, eskidim.

eskiden de bilirdim ben bu iklimi, ben bu mevsime hiç alışamadım. beni bilmediği için, onu yitireceğim." (31.01.2019)

29012020

kendimi hiç ölmeyecekmiş kadar kazıyordum bir duvara, okunmasa da. korkusuyla, kaygısıyla ve kabulüyle beraber, ki kabul etmesem de ne olacaktı, bir muammanın bilinmezliğine yazıyordum kendimi.

bir kadının gözlerine bir çentik, yanağına çentik, usuna bir çentik, ben böylece yaşayacaktım. güzel kadını bebeksiyecektim, bir sabah dudaklarında bir çiçek olarak açacaktım bir kadının.

böyle de yaşadım, böyle de yazdım, böyle de yaptım.

21012020

Karşımdaydı yine. Uzun uzun telefonla konuştu ve ben onu izledim. Mimiklerini, yüzünü, ellerini izledim. Gözlerini izledim. Bunu da böyle yaptığımı çok sonra, yanından ayrıldıktan saatler sonra ayrımsadım. Sesinde çiçeğini, gözlerinde çocuğunu saklayan o güzel kadını izledim. Sonra konuştu. Sabaha kadar konuşsaydı dinlerdim o sesiyle, böyle de söyledim. Hem biraz korkaktım, hem de en cesurdum. Gözlerine bakıyordum, göğe düşüyordum. Gözleri elâydı, kadın haklıydı. Yerle gök arasında bir yerde, alelacele ve usulca öptüm yanağından. Gözlerinin, sesinin, göğünün yerine, sadece yanağından öptüm. Dündü.

06012020

çiçeklerin göğe baktığı uyarsı sabahlardan birinde, gök griydi. kadın göğün grisine mavi çalıyordu üç beş kelime, adam zamanı en başına alıp da bebeksiyordu kadını. zaman neydi, zaten zaman neydi? kadına göre zaman zalimdi galiba, adam ise zamanın ancak bir akan bir su olduğunu sanıyordu. yanılgı muhakkak, herhalde her ikisi de yanılıyordu bir yerde, kim bilir? hakikât muallak ve kadın sürekli unutuyordu.

evvel zaman içinde, ben ancak hâkikatı yazarım yazmıştı adam, bildiğim kadarıyla diye eklemeyi unutmuştu, âh o büyük lafların albenisi işte. zamanın iyi geldiği insanlardansın, diye yazmıştı, zarif bir iltifat değil de bildiği bir hakikât olarak. sonra dünlerden bir akşam kadın siyah giymişti, adam onu bir gölgeden görse de tanımıştı. kadın siyaha yeni bir anlam çalıyordu, bir renk yazıyordu hiç olmayan. adam yanılmadığını anladı, ama yazamadı.

kadın, adama öyle uzaktı işte.



31122019

şapkamın yanında seramik bir yaprak, gözlüğümde bir hamdi ve çarşıdan geçen sen miydin, attilâ ilhan mıydı aralığın şu soğuğunda?

eskisinin içinden bir diğer yılı çiçek açıyoruz, kalabalığımızla ve yalnızlığımla. kahvenin karanlığında.

karşımda bir gölge, gözünde okuduğum kendi hikâyemdi. gülmedim. kederimi bir hikâyenin akışına bıraktım. çiçeklerin kadınların sesinde açtığı bir sokağa girdim.

sokak sokağa çıkıyor, her sokak ayağımın altından kayıyor.

öylece- hikâyesi deyip de yazıyorum günleri.