Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Taksir.

Körparlak bir ay gibi parlıyordu yorgun gecenin sabahı, susmamın nedeninden habersiz, konuşmamdan umarsızdı. Yine de bir merhaba dememi istiyordu, öylesi kolaydı. Karşımdaydı. Kör bir sessizliğin gürültüsü ürkütmüştü, şimşeklerden korkan bir çocuğun gözleriyle. Gözünün tam ortasında bir ıslaklık parlıyordu, suya vuran ay gibi, o kadar. Neden, dedi, sormasından belliydi beni hiç tanımadığı, anlamadığı, inanmadığı, umursamadığı. İstemediğini söylediği ağzında, bazı yalanlar geveledi. Cesetler dahi konuşsun istiyordu, tek istediği oydu. Belki karşısında oturanın hisleri, arzuları, acıları, öfkesi, uzun lafın kısası, ruhu olduğundan bile habersizdi. İnanmak istemiyordu işlediği cinayete, kaçıncı bıçakta öldürdüm sizi bay maktül, diye sormasından belliydi bir taksir olduğu. Tanrı taksiratımızı affetsin.

Bıçağı vurdu achillesimi bulana değin, bulanıyordu yer göğe dün gece.

kasımın yirmisi.

kasımın içinde kaç ay saklı bilmiyorum, tek bildiğim kasımlar hep aralıka çıkıyor ve çok yazdım, aralık bir ay çok tuhaf bir isim. kasım ise kasvetli, ismiyle, göğüyle ve gözünde gözlüğüyle bir adam, bir yandan adam olmamakla övünürken, öte yandan bu kasvetten kelimeler çıkarıyor.

her sokak şiire çıkıyor kasımda, yenilgiler ve yanılgılar ölü balıklar kadar vuruyorlar suyun yüzeyine. kahve kendi renginde kavrulurken, keder gibi sis çöküyor aniden. kimse kaldıramıyor başını kendi hikâyesinin yalnızlığından ve gözünde gözlüğüyle bir adam yarın üzerine konuşuyor karanlığa.

Melankolik bir beş.

Bardağın dolu tarafı karanlık bir sıvıyla dolu, içimde bir boşluk var ve büyüyor. Çünkü cumartesi günü, akşama yaklaşıyor ve cumartesi akşamının kederi beni hep kesiyor. Üstelik kasım ve güz üzerime çöküyor. Ama bardağın dolu tarafı karanlık bir sıvıyla dolu ve belki de şimdi Habeşistan’daki bir keçinin düşüyüm. Sessizce yudumlarken karanlık sıvıyı, boşluğa bakıyorum. Boşluğu görüyorum ve Tevfik’in neyinin sessizliği kulaklarımda uğuldarken, neyimin eksik olduğunu biliyorum. Düşüyorum kuyudan, pek harika olmasa da biliyorum bu karanlığı. Tanıyorum değişen yüzleri, yürüyorum değişen sokakları eski ve yeni- yenieski ve bir keşkenin sonrasını tartışıyorum gölgesiz bir adamla, oysa “lâmbalar yanıyor hafif ve sarı”
Biliyorum bu karanlığı, tüm evlerimi buraya kurdum ben, bütün lambalar yanarken dahi ışıksız bir sokak şimdi ve dengesiz bir denge üzerinde alınıza da morunuza da karışmadan yürüyorum. 

Bardak boş şimdi ve böylesi daha bilindik, boş bir bardağı yazmayı ben biliyorum. Kendimi biliy…

Güzyazı.

yazdan güze bir günde düştük, eylül sonlarındaydık. yazılarımın üzerinde dans edilirken, şiir okuyan kadınları izliyordum yaz sonunda ve sonrasında güz geldi işte ve (evet) "eylül de toparlandı gitti işte"-

güz bahar yarısıdır yazabilirim, güz bahar yarasıdır yazabilirim, yazmasını biliyorum çünkü sevdim ve sevilmedim. ben bu mevsimde hiç durmadan yazabilirim, aklımda binlerce kelime ve alnımda bir yazıyla beraber kelimelerle dansederim ve (evet evet) "mavi huydur bende"-

"ben dansetmesini bilmem" yazdığımda yıl sıfır altıydı, "kapılar çarpılmaktan yoruldu" da yazmıştım ve son bir dans yerine bir keşkeyle kalakalmıştım. o günden bugüne değin, dere tepe düz gittim ve keşkelerime keşkeler ekledim.

bir dize eksik, bir dize fazla: "İnsan anılarıdır/ beni unutma"

her yoksunluğumun birer bıçak gibi beni kestiği bu sokağı biliyorum. adını kendim yazıyorum. yenieski sokağı. kime sorarsanız gösterir şimdi irlandasızlığını içimdeki sızının. henü…
kelimeleri bilerek yahut bilmeyerek daima kör bıçaklardı, sonra bir akşamüstü bileyledi ve tam göğsüme sapladı. öleyazdım, dündü ve bugün oturdum bunu yazdım.

iki ağustos bir değişmez keder

ağustos, güzel güzün arefesi, güzün güzel arefesi, bir araf ayı, ruhumun hikâyesi. ruhumuzun hikâyesi. "yazık sevgime" diyen benim şu anda bu sokakta, turgut dördünde doğacak, sonra senlerden biri.

bugün ağustosun ikisi, o kadar keskin bir yaz üzerimde bir ağırlık, şimdi "yaz ortasında gündüzün", her yanım acıyor. sevgim de. sevilmeyişim de. bütün gece rüyalarla kesilmekten yoruldum, uyuyabiliyorsnız kötü değildir diyen alsın uykumu ve verebiliyorsa versin huzurumu. yalan, huzurum hiç yoktu. değişmez keder üzerine yaşıyorum, değişmez kader üzerine yazıyorum, kadere bile inanmıyorken.

beni sevmeyen kadınların her birini, bir bir yazıyorum. her birinde yeni bir yenilgi öğreniyorum ve süregelen hikâyemi yazıyorum. ruhumun hikâyesi, daima araftayım ve gemiler. dağlar.

bir başıma yazıyorum, ikimiz birden sevinemeyince. ikimiz yok çünkü ve turgut uyar var. boşverilmiyor, çünkü üzerimde bir gök eksik ve yalancı güzler içinde güzel güze doğru sürükleniyorum.

"yazık sev…