"Şey içinde şey var." Istanbul'daydım bu cümle aklıma düştüğünde. Istanbul, şehrilerden bir şehir, belki en güzeli, belki en fena'sı, herşeyin sonsuza gittiği o şehir'e de çok yazılmıştır, o şehir'de de çok yazılmıştır. Istanbul'dan başka yerde düşemezdi belki aklıma bu, belki bu cümle ve anlamını bulmak için oradaydım. Anlamını bulduğumu söylemek, yahut anlamımı bulduğumu söylemek, kendimi kandırmak olur; anlamı'ı ararız, bu arayışta varoluruz. Aramaktır, yaşmak; kimisi en uçlara giderek arar, kimisi kendi içinin derinlerine yolculuk yapar. Deri'nin altında, derinlerde birşey var; bazı insan işte onu aramak için, kendi'ne bakar; hemen herkesin baktığından başka bakar, "kendini feda etmek" denemez çünkü en çok da kendisi için girmiştir uçsuz karanlığa. O karanlıktan, anlam'a yakın ya da uzak başka kelimelerle çıkar, o kelimeleri bir şekilde insanlara aktarır. Bu, sürekli yolda olma halidir. Sürekli evsiz bir göçebe olmak, hatta...
Sıradana, insana ve kelimeye selam duran sanal mecmua...