Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Altay etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir yenilgi hikâyesi.

" Kaybedince daha çok seveceksin. " Bu babalar gününde, babamı yitirdikten sonra ilk babalar günümde; sosyal medyada babamın bir fotoğrafıyla bereber, şu satırlarla başlayan kısacık bir yazı paylaşmıştım: " Bir kimsenin değerini, aslında ancak yokluğunda anlayabiliyoruz, demişti bir misafirim geçen gün. Öyleymiş. 11 mayıstan beri her gün, saat 02:59’dan itibaren her dakika, hemşire “gelin” diye çağırdığından beri her an bunu santim santim, milim milim anladım ve yine de bunu bir yerde idrak edemiyorum herhalde. " 12 ağustos akşamı, uzunca bir aranın ardından yine tribündeydim. Aranın nedeni de babamdı zaten, onun grip bile olmaması lazımdı, biz de elimizden geldiğince dikkat etmiştik. Pek tabii, keşke babam burada olsaydı da tribünlere hiç dönemeseydim. Elden ne gelir, takdiri ilahi gerçekleşmişti işte. Babam vefat etmişti ve ben tribündeydim. Altay hikâyemin tam içinde değildi babam, ben babadan oğula taraftar değilim, babam benim çocukluğumda futbolla tamamen ilgi...

Bir İzmir derbisi hikâyesi.

Size bir hikâye daha anlatayım mı? Bu anlatacağım hikâye, o akşam tribünde olan binlerce kişiden birinin hikâyesi, pek matah bir hikâye de değil aslında; ancak ben bir hikâye anlatıcısıyım ve yapabildiğim şey ancak yazmak. Thaciano yirminci dakikada penaltıyı gole çevirebilseydi, kuvvetle muhtemel maç kopacak ve belki de farka gidecekti. Hikâye de başka bir hikâye olacaktı, daha az dramatik, daha az okunulası. " Ne olduysa, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur " demiş Karl Marx; pek tabii " tarihte " diye başlamış bu ünlü sözüne, ancak işte Altay-Göztepe maçında da olan oydu. Ferdi Özbeğen, doksan artı üç, Marco Paixao ve pek tabii " kırık bir aşk hikâyesi "; bu da "bir başka" hikâye işte. Buyrun. * "Dünyada sevenler bahtiyâr olmaz." https://www.youtube.com/watch?v=3hY0lxS-Nbw Benim tribünlere girişim, "kırık bir aşk hikâyesi" yüzünden, bunu " bir deplasman hikâyesi "nde de yazmıştım. Yazmaktan gocunmuyorum, am...

Bir deplasman hikâyesi.

Size bir hikâye anlatayım mı? Bu anlatacağım benim hikâyemdir ve istediğiniz yerinde gülebilirsiniz. 25 ağustos 2018'de İstanbulspor deplasmanına nasıl gittiğimin hikâyesini anlatacağım, ama evvela nedenini de bilmelisiniz. Tribünde olan hemen herkesin bir tribün hikâyesi vardır, pek çoğu tribünlere babasıyla beraber çocuklukta başlamış ve takımını deyim yerindeyse "ilk aşkı" olarak sevmiştir. Benim babam futbolu pek sevmez ve tribün hikâyem ise otuzlarımdan sonra başladı, o gün Sarıyer'de binip Esenyurt'ta stadyumda indiğim deplasman otobüsünde bir "ağabey"dim, "arka beşli"den çok uzakta ön taraflarda "ağabey"lerin arasında oturan bir misafirdim. Yalan olmasın, daha besteleri bile tam bilmiyordum; ama deplasman otobüsündeydim. Ne diyordum? Neden? Kırık bir aşk hikâyesi yüzünden. "Seversin kavuşamazsın, aşk olur" dediğini sanıyorum Âşık Veysel'in, ama bazen de işte sevip de kavuşamayınca, deplasmanda buluyorsun kendini....