Ana içeriğe atla

Kayıtlar

insan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bilinçoyunu

Rüyamda gördüklerim, gerçekte beni tanımayınca şaşırıyorum. Dün de böyle birşey oldu. İki üç defa gördüğüm bir genç kızı dün rüyamda gördüm. Rüyamda ona kur yapıyordum ve biraz nazlanıp kabul edeceğini anlamıştım. Sonra nasıl ve neden bilmem, sözde dedesini gördüm. Bir salonda oturuyordu, artık fotoğrafını falan mı gösteriyordu kız, hatırlamıyorum. Dedesi, doğulu şıh gibi bir adamdı. Şaşırıyordum, kimseye önyargılı yaklaşmamak gerektiğini düşünüyordum. Çünkü o genç kızın dedesinin şıh olacağını hiç düşünmezsiniz, tuhaf olan zihnim nereden böyle bir senaryo uydurdu, anlam veremiyorum. İnsan, bazı rüyalarına neden bulabilir, ama neredeyse tanımadığım bir güzel genç kızın dedesini şıh olarak görmeyi hangi bilinç veya bilinçaltı oyununa bağlayacağımı hiç bilemiyorum. İşte dün, o genç kız yanımdan geçerken, tanıdık birine bakar gibi baktım ve bana selam vermemesine bir an çok şaşırdım. Sonra, onunla tanışıklığımızın rüyaya ait olduğunu hatırladım. Rüyamda bir politikacıyı görünce de b...

Kızıl, Kara ve Ak!

Öyle acayip bir zamandayız yine, yıkım haberi, ölüm haberi, yokluk haberi, kan dolu haberler. Haberlerden kan ve bir katran kadar koyu kin akarken, her an birşey daha olacak korkusuyla yaşıyoruz. Ne acıdır, "birşey daha olacak" demek, birileri daha ölecek demek, ama nasıl, ne şekilde; hangi mayınla yahut hangi ihmal enkazının altında. Kendini ve başkasını öldürmenin, hiç olmazsa, kendini ve başkalarını sevmemenin bin yolunun olduğu bu zamanda; kendini, insanları ve ağaçları sevmenin de yolu var. İster Mevlana söylesin, isterse Nâzım, artık ne olursak olalım, bir orman kadar kardeşçe yaşamanın yolunu bulmalıyız, anadoluda, ortadoğuda ve kara kıtada. Yoksa içimiz dışımız savaş'la dolacak, büyük bir korkuyla ölmeyi ya da öldürmeyi bekleyeceğiz. Kara ütopyayı andıran günümüzde, güzel olana bakmadan gördüğümüz herşey içimizi yakmaya ve teslim olmuş şekilde distopya bir yarına giderken, yine de birşeyler oluyor, umut yine maveriyor. Güzel olana bakmalıyız, Wall Street...

Neden Yazıyorum?

"Neden?" sorularına cevap üretmeyi de, yazmak (hatta yazamamak) hakkında yazmayı da oldukça seviyorum. Yazıyorum, ilkokuldan beri, neredeyse yazmayı öğrenmemle bir yazma serüveninin içine girdim, peki neden yazıyorum? Benim nedenlerimden bahsedeceğim biraz. En bildiğim ilk nedeni, nedenden öte, sonuçtan öte, bir varlık olarak mecburiyetten yazıyorum. Yazmak, benim için bir duyu, neredeyse gözüm kadar görmeye yarayan bir duyu. Yazmamak diye birşey yok, zaman zaman yazamamak var ancak, bir duyunun geçici rahatsızlanması gibi. Masaya oturayım da biraz yazayım, ya da, bugün bir saat / bir sayfa yazacağım, diyerek yazmıyorum, dur biraz göreyim biraz da duyayım diyemezse insan, öyle bir hâl işte. Masa başında gözünüze hoş gelecek şeyler de yazıyorum, ama öncelikle kendim için yazıyorum, gözüm olduğu için. Üstad Sait Faik'in o sözü tabii ki, onu yazmadan yazmak hakkında yazmış olamazsın: "Yazmasam; çıldıracaktım!" Ama bir yandan da çıldırabilmek için yazıyorum. Bil...

"Bir Zamanlar Anadolu'da"

Bu filmle ilgili çok yazılır, ancak benim çok yazmam, kendini bilmezlik, haddini bilmezlik olur. İyi bir sinema izleyecisi sayılabilirim ama, kendimi eleştri yazmaya, yeterli görmüyorum. (Facebook'ta yazdıklarım var, ama eğlence niyetiyle.) Nuri Bilge Ceylan'ın "Bir Zamanlar Anadolu'da" filmi, ülke sinemasında kocaman bir ağaç. Ben film arasında aldığım notu yazacağım sadece. İnsan olmanın büyük sancısını, o sonsuz sıkıntıyı, kadim derdi dipten hissettim Bilge Ceylan'ın filminde. İnsanız işte, insan olduğumuza, ağıt yakmaktır ağlamak, ağlamaktan da çok, gülmek.

Tamirci Çırağı'na Reddiye!

(" Re" için) Kusura bakma usta, hatta istersen bak kusur'a. Her birimiz, hepimiz kusuruz, yanlışlıkla yaşıyoruz, yorgunuz. Baksana, söylemesi ayıp, nesil olarak kayıbız usta. Baş ile son arasındayız da, ne başlayan biziz, ne de bitiren biz olacağız. Usta! Kelime işçisi'yiysem eğer yeryüzünün, öyle kalacağım. Yüreğim nasırlandı, ama kanar ha kanar yine de ve sevdiğimi görünce göğüskafesim ha çatladı ha çatlayacak sanıyorum, gönlümde ateş yanacak; daima! Zincirlerim var, kaybedecek; bir de düşlerim, onları yaşatma, yeşertme mücadelesi yazılanlar. Ama, romanları unutmayacağım, usta. Kürk Mantolu Maddona'yı sevmek kadar, bir tabloya aşık olmak çocukluğunda yaşayacağım. Umar ha umarım ama, umarsız da olsam, sevmekten başka birşeyimiz yok. Ne olmuş, nasıl olmuşsa aşık olmuştu Maria Puder, yine böyle bir durumda Raif efendiye, usta. Düş kurarken bile yüreğim kabarıyor usta, sen ne bilirsin. Bir kadına isim verdin mi, hiç? Onunla havadan sudan konuşurken alnının orta...

Başka Bir Yazı

"Şey içinde şey var." Istanbul'daydım bu cümle aklıma düştüğünde. Istanbul, şehrilerden bir şehir, belki en güzeli, belki en fena'sı, herşeyin sonsuza gittiği o şehir'e de çok yazılmıştır, o şehir'de de çok yazılmıştır. Istanbul'dan başka yerde düşemezdi belki aklıma bu, belki bu cümle ve anlamını bulmak için oradaydım. Anlamını bulduğumu söylemek, yahut anlamımı bulduğumu söylemek, kendimi kandırmak olur; anlamı'ı ararız, bu arayışta varoluruz. Aramaktır, yaşmak; kimisi en uçlara giderek arar, kimisi kendi içinin derinlerine yolculuk yapar. Deri'nin altında, derinlerde birşey var; bazı insan işte onu aramak için,  kendi'ne bakar; hemen herkesin baktığından başka bakar, "kendini feda etmek" denemez çünkü en çok da kendisi için girmiştir uçsuz karanlığa. O karanlıktan, anlam'a yakın ya da uzak başka kelimelerle çıkar, o kelimeleri bir şekilde insanlara aktarır. Bu, sürekli yolda olma halidir. Sürekli evsiz bir göçebe olmak, hatta...

Aşk'a Bir Yazı

Diyecekler, Aziz Valentin'in Günü geçti, bayram seyran değil, aşkı yazmak nereden esti. Beni bilenler, demezler, aşk bu akıla hep eser, akıl yerinde yeller eser bazan da. Hem, nisan arefesi'dir; gerçi şu gönüle gözel bir çift göz hep nisan olsa da. Gözde görürüz, gözle görülmeyeni bazan da. Bir hafta, iki tane ikilik'ten konuştuk bir arkadaşla, bir hafta düşündüm, şimdi de yazmaya çalışacağım. "İnsan yahut adam" ve "suret ile hakikat"tı ikilik'ler. İnsan olma mücadesinde, insan kalma kavgasında, aşkı nasıl yorumlamalıyız. Ölümü vuslat görecek kadar hakiki aşk'a düşülmüş bu topraklarda; şehvani arzuya aşk demek kolay da, aşk dahi itiraz etmez mi, iki günlük alışverişin diline düşen "aşkım"a. Bir kadına duyduğun istek, aşk mıdır tutku mu? Nerede aşk olur nerede tutku? Bir sınırı var mıdır, yahut aşk dediğin o yansılama, vücudunun hormonlarından ibaret bir arzu mudur? İkilik'lerden konuştuk, ancak arkadaş'a söylediğim, benim bi...

Bir Gelişme Yazısı

Yeni bir ay geliyor, bir ay bitiyor. Gökyüzü ne zamandan sonra bulutlu. Yağıyor. Benim usumda adını bilmediğim (bilmezden geldiğim) bir duygu var, yağmurun getirdiği bir hüzün belki de. Kendimi tanıyorum bu ara en çok, insanlar hakkında peşin (yanlış) hükümler vermek yerine, kendimi sorguluyorum, soruyorum kendime. Kendime gücendiğim oluyor, kendime kızdığım oluyor, kendime acıdığım oluyor, şeytan olup kendimi nefs aynasında gördüğümden kendimi tavuskuşu sandığım oluyor. Çünkü çok çelişik bir adam, karışık bir adam, herkes kadar. Senin kadar bir insan ve senin kadar basit, sıradan. Hikâyesi kendine tuhaf, yazdıkları kendince güzel. Kendimi tanıdıkça, Re'yi tanıyorum. Re'nin hakikat'ını aradığım bir suret olduğunu biliyorum. Raif efendi'nin baktığı, günlerce baktığı "Kürk Mantolu Madonna" tablosu gibi, hayranca bakıyorum ona. Ama Raif efendi olamayıp, içinde Maria Puder'i arayamıyorum. Çünkü benim seyrettiğim tablo canlı ve yanında bir adam var.Ayrıca, ...

Neden Adamolmazadam?

Kendimi önce "Adamolmazadam" yaptım, hem adam olmamakla, hem içindeki tezatla bendi. Sonra süperkahraman'a benzedi diye, "sıradan bir süperkahraman" dedim. Kendi içinde tezatlı bu tanım, bana gelince hepten tezattı. Hem sıradan değilim, hem süperkahraman hiç değilim. Peki Amerikan kültürünün küreselleşmesine karşı çıkan ben, neden Amerikan "comic" kültürüyle kendimi ifade ettim.Kendimle çeliştiğimden! Hep dediğim üzere, karşı çıktığım bu düzenden kendimi kurtaramadığımdan. Adamolmazadam'ın baş düşmanı kendisi. Yazdıklarımda bunu belirtmeye özen gösterdim. "Önce kendine bak" diyenler oluyordur, bakıyorum. Bu bir "nefs kavgası" ilk başta. Kendimle kavgalıyım, derken, kendimden nefret ediyorum, demiyorum. Nefret etmiyorsam da, kendimle tümden barışık da değilim. Herkes kadar. Kendimle çelişmek'ten, tezattan anlam buluyorum. Kelimelerin altındaki anlamlardan anlam bulan ben, kendimi bu nedenlerden böyle tanımlıyorum.

Yenigüz

Yenigüz. Ne kadar güz dediğin hep eski kalsa da us dediğin o kalabalıkta. Bahar, nasıl iliklere kadar ilkse, güz hep son, hep sonuncu, yine de yeni. Yenigüz sokaklarda eskiyor, aylardan ekim, alelacele bir yenilmek peşinde kalabalıklar usumdaki resimde herkes. Yenileceğim, diyorlar, büyüyeceğim, diyorlar. Ben hep yenilip, hep büyüyorum, hemen her mevsim, hep de yazıyorum yine de. Yenigüz işte bundan, fazla kelimlerden arınmış şiir, uslanmaz bir hayâlden. Dolayı ve dolaysız bir cümle. Bir öykünün ilk cümlesi, öykünün bir cümlesinin eksik kelimesi. Yine de böyle yenilmek, yani nasıl desem, ben bile aşina değilim, her güz bir yenisini öğreniyorum.

Yeni yaşıma güzelleme

Ağıt yakmaya, ölen çocukluğa. Ama, bir adam var, umutları ölüyor sürekli, ona da. Gelene de, gidene de. Hepsine gözyaşları, amenna. Kemikler ağrımıyor artık büyürken, yine de kemikler birbirine geçiyormuş gibi acıyor can bazen. Sesten de, sessizliktinden de, bir kelimeden de, kelimeler bütününden de. Susmaya da, susana da. Hepsine gözyaşları, amenna. Düş kırılıyor yeri gelince, orta yerinden. Hayatın, yaşamanın, insanların ortasındayken, sıratta yahut arafta gibi kalakalıyorsun. İnsanlar yüzüne bakarken, kırılıyor yüzün. Ama bir durum var, susuz kalmıştan beter yakıyor sürekli, ona da. Ona da, buna da. Hepsine. Yine de yaşamak devam ediyor. Yine de umutlar olacak. Yaşanacak! Sebebler olacak, borçlar olacak, düğünler olacak, daha ne ağıtlar da olacak, onun için yaşanacak. Yeni yaşım, hoşgeldin, başımla beraber, düşümle beraber, bazı zaman düşkırığımla beraber. Dostlarla beraber, hep beraber, herşeye.

Yeter!

Canan Saldık'a... Kınalı kuzular, ceylanlar ve Canan Saldık. Ölen hep biziz, hep biraz daha. Kan doğuyor, güneş doğacak Doğu'dan. Doğu'da elli bin öldük, hâlâ da ölmek için kalkıyoruz yataktan.   Ortadoğu'da zalimin dölü kurşun iken, biz birbirimize, tam boğazdan sarılmış iken. Bu bir masal değil, bu bir çocuk ölümü. Sakın ağlamayın, boyalarınız akmasın masum bir kürt çocuğu için.. Tezinize uygun, taziye mesajı yazın en fazla. "Siz, size sunulan sanal masallara ağlar iken, az öldük uz öldük, dağda, şehirde, kışlada, ovada biz öldük" diye "niye öldük?" diye soracaklar mahşerde. İki taraftan da ölen, bu savaştan alacaklıdır, bu kandan nemalanandan hesabını birlikte soracaktır. Hele o çocuklar, o bebeler.. İlahi adaletten umuttur,  elimde kalan, herşeyin ortasında, ortadoğuda, Doğu'nun ortasında savaş varken. Ben kökleri urumeli, sonuna kadar anadolulu, pekaka kürtler'i kullanıp, asker öldürürken, pusu kuraken, puştluk yaparken, karşısın...

Soru Sensin, Cevap Sensin, Hakiki Olan Sensin

Sıradan, mükemmeldir. Bir edebiyatçının değil, hiç yazmayan bir kimsenin ihtiyaç duyduğu ve yazdığı satırlar samimidir. samimi olan, doğal olan, mükemmel'dir. Gözyaşı bulanmış mürekkeptir, yeğ olan, ekmeğe bulanan mürekkepten. Bu satırları bana yazdıran yazı, hiç yazmayanın  gerçek sevgi'den yazdığı, bu yazıdan, bu yazı ise kirli şeyler üzerine yazdığım hırslı onca  yazıdan, yeğdir . Ben'im ekranda gördüklerine benzemeyen, mükemmel olmayan, eksikleri olan, eksikleri yüzünden sıkılan. Renkli ekranın yalanlarından uzak, ama yalansız olmayan. Sensin. Yalın olan, gerçek. Meta olmayan, insan olan, arasında reklamları olmayan bir hayat yaşayan. Ağlarken, doğru cümleleri kuramayacak ve sevdiğini görünce, dili dolanacak olan, biziz. Bu satırların yazılı olduğu tarafta değilim, değilsin, unutma, hayatın olduğu yandasın, Hayalî perdesinde olan suretlerdir.. Televizyon ekranında olan  ise, o mükemmel vücutlar, hep hileli. Şu sokaktaki adam ve sen'sin sıradan o...

"Hiçbirşey'mişcesine"

Nisan biiti sayılır, yılın üçte biri demektir. Geçmiş nisanla bu nisan arasında, insanlar ortasında,  akşamüstü havasında yazıyorum. Bu nisan pek keyfim yoktu, sürekli bir halsizlik ve sonsuz bir yorgunlukla, pek birşey yapmadan ve yazmadan, öylesine, geldim ve gittim. Kafam dolu, sözüm boş, elim kalemden uzak, insanların arasından geçtim. Gördüm, görmemem gerekeni görmedim, yeni şarkılar dinledim, aşık olmak istedim. Pek birşey yapmadım, yeni birşey olmadım. Hiçbirşey'mişcesine, boşlukta asılı kalan bi sokak lambası ışığı kadar amaçsız, anlamsız bir kelimekırığı, alelâde bir imge gibi. Gülmek ile gülmemek arasında kalmış, kırık bir dudak. Yanıma kalem almadan dolaştım, yalnız, neredeyse sokaksız dolaştım. Oysa, nisanlar böyle aylar değildir. Baharın ortasıdır, imge'nin kendisi ve nedenidir. Bir gazoz aromasıdır, nedensiz bir tınıdır.

Büyümek ağrısı

Saykodelik birşeyler çalıyor kulağıma, otobüs kalabalık tıkabasa. Yedibuçuk dersine gidiyorum. Kafam dolu. Küçük şeylerle uğraşırken, birşey oluyor, kalakalıyorsun öylece. Oysa zaferler kazanmıştım budalaca. Küçük bir çocuk, yorgun bakıyor, direğe tutunmuş bir eli annesinde, gözüm kayıyor, canım hiç çekmiyor büyümek, bıyıklarım ve sakallarımı sevesim gelmiyor. Ne acayip, ne üzüntüler, ne sevinçler yaşayacağız daha. Sakallarımı kesesim geliyor, sakallarım olmayınca eskiler geri gelsin istiyorum. Ama sulukola içemem artık ve benden dokuz yaş küçük kardeşim boyumu geçti. Büyüdüm ve kemiklerim ağrımıyor artık, uzamayacağım daha. İliklerime kadar ağrıyorum ama şimdi, düşlerim kesiliyor, uykularım uyumamaktan beter. Ata biniyordum sonra altı yaşımda rüya görürken, tatlı kaşığıyla çorba içerdim, doksan santimdim. Şimdi değilim... İnsanların beline gelirdim, herşey büyüktü. Şimdi herşey büyüyor yorgun gözümde. Bildiğim ilk an'ı hatırlıyorum, soruyorum kendikendime şaşkı...

Günlük ve anlık cümleler..

Pek uzun zamandır yazmıyorum, yazamıyorum. Kelimeler güçlensin diye bekliyorum. Bir yandan da sağlık problemleriyle uğraşıyorum, kulağımla ilgili.. Düzenli yazmam gereken bir durum yok zaten. Hatta Çetin Altan'ın "klişe"leşmiş meşhur cümlesini yazmak tuzağına dahi düşmeyeceğim. Tüm kelimelerle dönene dek, bu uzun "sessiz" arada not aldığım bazı cümleleri paylaşmak istiyorum. Gün'lük ve an'lık.. 2.2.10 Kediler çizdi elime kaderimi. Dün, yarın ne farkeder. 9.2.10 Istanbul'da bir akşam. Masada neşe ile hüzün aynı anda. Aynı ben, aynı biz. Istanbul ne kadar benziyor bize, pus ne kadar yakışıyor. Soğuk, kafasına eserse inceden kar yağıyor. Şehir, ışıklar, masalarda kahkahalar ve hikayeler, masalarda umudunu yitirmiş yüzler. 10.2.10 Dün rüyamda hiç olmadığım bir kimseye aşıktım, bugün ıstanbul bulutlu. 14.2.10 Kırmızı bir gül yazdım, çizmeyi bilmem. 16.2.10 Yanımda bir kırmızı var, ruj kırmızı, giysi kırmızı. Kankırmızı. Yazdığım kırmızı b...

Ertesi

24 mart 2008 tarihli bir öykü Ertesi. Dün ve geçen hafta, koca bir hafta, uzun sürmeyen umut ve mutluluklar, yerini uzun ve kocaman acılara, sancılara, çığlılara bıraktı. Bugün pazartesi, güneş çoktan battı. Bir haftanın ertesi, kederli düşüncelerle gökyüzüne bakmaktayım. Pazartesi, bir haftanın ilk günü için, en iyi isim olmasa gerek. “Ertesi” demek, yeniden başlamak yerine, geçmişin, dünün günahlarını ve lekelerini taşımak. Unutamamak; unutmamaya, unutturmamaya şartlanmak. Belki Ruslar gibi “Birinci gün” demeliyiz, pazartesi sendromunu azdırır mıydı, azaltır mıydı? Bugün pazartesi. Telsiz telefon, cep telefonu, dolu bir küllük, çay bardakları masada duruyor. Masa ise balkonda. Ben masanın başında, rahat bir koltukta eğreti oturmaktayım. Bir kimse yok evde benden başka, olmayacak da… Yine de içeride bir bebek uyurcasına, rahatsız oturuyorum, nedenini biliyor, daha doğrusu hissediyor, ama kelimelere oturtamıyorum, anlatamıyorum. Gökyüzüne bakıyorum, içeriden yeni rock gruplarından...

Gözüm Gözel Görmeye Görsün

Benim huyumdur, huysuz olmaktan yeğdir, ne zaman gözüm gözel görse, göynüm güzele çalar. Bakışım güzel olur dünyaya, herzaman yaptığım şey daha bir güzel olur gözümde. Ne zaman bir gönlü güzele rastlasa gözüm, huyu kurumasın, bin yeşersin üstelik, gönlüm açılır, gözüm yeşerir. Dudaklarımda hemen türkü tomurcuklanır, En puslu binada, kaldırım çiçeği umudu, alelade bir gülümseme. Mor bir çiçek umudu hem de, belki de pespembe. Benim olmasa da bir çift güzel göz, bana değince, kelimeler kovalarım canımı unutup. Öylece yaşarım ben, kimseye zararı yok, kedi gibi seyrederim. Hem, uzanamadığım'a mundar demem, olsa olsa boyum kısa derim, kendimi avuturum. Hem ben onlara ne ciğer derim, ne de et... "Kelime" derim güzele, güzel derim benim olmasa da. .. Her Allahın günü gördüğüm o adamı sevmezsem ilk önce, nasıl sevebilirim diğer herşeyi? Ben aynaya bakınca, altı yaşında görürüm beni, hınzır bir tebessümle. Göründüğüm gibi olmak ve olduğum gibi görünmek için. Görebilme...

Düşünme!

Yatıyor. O hani birbirine benzeyen bizlerin kağıt bardaklarda kahve içtiğimiz, kahvecinin markasını göstermek şartıyla fotoğraf çekildiğimiz o mekanın hemen yanında. Sokakta. Midem yanıyor, o kahveciden çıkmıştım ben de, kahve oturdu içimin orta yerine. Ortada kaldım, puşt hissettim kendimi. İnsanlar gelip geçiyordu yanından, ayakkabılarını çıkarıp kenarı bırakmıştı, çalınmasından korkmuyordu. Çalınacak hiçbirşeyinin olmaması hissini merak ettim, o rahatlık, o çaresizlik.. Dilime Mor ve Ötesi'nin en sevdiğim albümünden (Gül Kendine), bir şarkı takıldı, sonra kulaklarıma doldurdum şarkıyı, sonra neredeyse bağıracaktım. ... Doğru - Yanlış o kadar çok şey var ki, birer birer söylesem bile çok ağır kaçar bir de her zaman hayatın o bildik mutlak gerçekleri vardır o zaman birazcık anlamsız konuşmam gerek sadece, sadece seslerle yetinmem gerek bazen doğru bazen yanlış bir şey söylemem imkansız eğlenmek lazım, uyumak lazım düşünme, dur ne'me lazım mutluluk her yanda, ...

Buz kesilmiş sayıklamalar

Akşam. Bir hafta ciğerimde ağrı, öksürük ve ateşle yatmışım. Sonra, herşey bıraktığım yerde, sanki bir hafta olmayan ben değilmişim. Kantinde bir tanıdık, oturuyorum. Yüzünde sabit bir gülümseme var. Ben de eğreti bir gülümseme giyiyorum alelacele. Oysa ne güzel gülümserim bütün yüzüm ve iki gözümle dahi, içimden gelince. Bir hafta yokluğumu o da farketmemiş, şimdi yanında var olmam da, pek farkettiği birşey değil. Ezbere sorulardan soruyor, yanıtlarımı dinlemiyor bile telefonuyla mesaj yazarken, ben anlatıyorum. Bir ara beni dinlemeye çalışıyor, ortasında olduğum lafı anlamayınca, başa dönmemi istiyor. Geçen sene bir ara, ondan hoşlanmıştım. O da biliyordu, kim bilir belki şimdi unutmuştur. Adımı sorsam söyleyemeyecek gibi geliyor. Birden Aralık oluyor, birden akşam, sopsoğuk kesiliyorum. Kalkalım mı, diyor, göz göze gelmemeye çalışıyoruz. Tırnaklarım morarıyor sanıyorum, dudaklarım çatlıyor da oluk oluk kanıyor gibi. Biraz daha otursak, gözlerim bir daha görmeyecek, kulaklarım do...