Ana içeriğe atla

Gözüm Gözel Görmeye Görsün

Benim huyumdur, huysuz olmaktan yeğdir, ne zaman gözüm gözel görse, göynüm güzele çalar. Bakışım güzel olur dünyaya, herzaman yaptığım şey daha bir güzel olur gözümde. Ne zaman bir gönlü güzele rastlasa gözüm, huyu kurumasın, bin yeşersin üstelik, gönlüm açılır, gözüm yeşerir. Dudaklarımda hemen türkü tomurcuklanır, En puslu binada, kaldırım çiçeği umudu, alelade bir gülümseme. Mor bir çiçek umudu hem de, belki de pespembe. Benim olmasa da bir çift güzel göz, bana değince, kelimeler kovalarım canımı unutup. Öylece yaşarım ben, kimseye zararı yok, kedi gibi seyrederim. Hem, uzanamadığım'a mundar demem, olsa olsa boyum kısa derim, kendimi avuturum.


Hem ben onlara ne ciğer derim, ne de et... "Kelime" derim güzele, güzel derim benim olmasa da.


..


Her Allahın günü gördüğüm o adamı sevmezsem ilk önce, nasıl sevebilirim diğer herşeyi? Ben aynaya bakınca, altı yaşında görürüm beni, hınzır bir tebessümle. Göründüğüm gibi olmak ve olduğum gibi görünmek için. Görebilmek için. Kendimi bilirim, bilmezden gelmek için soruların yanıtlarını. Arayabilmek için, kayıp kelimeler'i bir sokakta kedi olarak. Aynada dev görmem, dev aynasında bakmam, boyumu ve haddimi bilirim. Olanı hoş görürüm, yatakta rahat uyumak için.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burada

“ eski bir şarkı belki bir şiir ” İzmir’in ayazında evvelki yazgılardan ismimi sildim seni tanıdım ama hatırlayamadım senlerin içinde seni ayıramadım İzmir’de ısıtmaz güneş yanımda azalırken bir çınarın gölgesi karşımda cumartesinin eksiği karagöz oyunlarının gölgesi çelebinin rüyası hezârfenin düşüşü hacıvatın kibirli sessizliği birinci yalnızlığımdan arda kalan yeni veliahtların masaya düşen gölgesi şairlerin eski ahitleri cümle hataların güncesi benim yarınım benim dünüm yanaklarım bileytaşı temel temelsiz direklararası böyle yıkılmaz (yalnız bu şarkı kırmızıdır çabuk çarpar şimdiden şehla bakıyor gözlerin) İzmir şehrim işim resim yazmaktır Sen miydin belkahveden bir yazıyla indiğim senin yüzünden seninle gözlerin sizli tafsilatını bilmiyorum tanrım bilir taksiratımı ve sakallarımı ben hatıralara inanmıyorum barikatlara ve dağlara da amentüsü inkar olan o kadın sen miydin belma sebil miydi eski birşey maalesef aklımda hergün hakikat şarkısının eksik notası (Dün bir gün seni de gördü...

Şemsiyeci üçlemesinin hikâyesi.

Havada, Paris'te ve İzmir'de üç şiir yazdım ve bunları yayınladım. Şiir yazdım demek de lafın gelişi, şiir karaladım; pek tabii ki, eksik şiirler bunlar. Olmamış, ham! Çünkü evvela, aceleyle yazdım ve öylece yayınladım. Neredeyse çalakalem. Böyle şiir mi olur? Olmaz olsun.  Kendimi zaten, " yarım kalan öykülerin yazarı,  olmamış şiirlerin şairi  ve makina imalatçısı " olarak tanımlıyorum. Yazdığım ve yaşadığım bir çok öykü yarım kaldı hayatımda, şiirlerim daima olmamış ve olmasını da pek umursamıyorum açıkçası ve en nihayetinde makine imalatçısı bir sanayiciyim. Bu yüzden şemsiyeci şiirleri diyorum bunlara. Hikâye meşhur; bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare’e gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur: “Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.” Ben de bu defa bir sanayici olarak şiir yazmaya giriştim ve o hevesli şemsiyeciden çok da farklı görmüyorum kendimi. Hem Aziz Nesin'in dehşetli isabetin...

Bir cumartesinin umudu.

Canbaz, gül ile diken arasında âli cengiz bir cesaretle dolanıyordu. Gözlerinde başka bir yarının ümidi dolanıyordu. Dili dolanıyordu, aklı dolanıyordu. Şehirler, şehirlere dolanıyordu. Şehir şehir dolaşırken, şarabın ateşiyle hoş iki başın, baş başa bir fotoğrafı aklında dolanıyordu. Bir cumartesinin umudu dilinde dolanıyordu canbazın. Canbaza dikkatle bakanlar; onun gözlerinde çözülmeyi bekleyen bir yumak gördüler. (9 Temmuz 2024, 20:30, Taksim Gezi Parkı)