Ana içeriğe atla

Kayıtlar

sıradan bir pandemi öyküsü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sıradan bir pazar günü.

Şubat ortasıydı, saat öğlen ikiydi. Yıl iki bin yirmi ikiydi, yahut pandeminin üçüncü yılıydı. Bir pazar günüydü.  Yalancı bahar, hava güneşliydi. Hava insanı umutlandırıyordu. Evden çıktım. Kardeşimin evinden. Şehir dışına gittikleri için, kedilerine amcalık yapıyordum.  Niyetim ufak bir yürüyüş yapmak ve eve dönmekti. Kapıdan çıkar çıkmaz bir taksi gördüm. Ara sokaktaki evin önünden taksi geçiyordu. Hiçbir anlamı ve nedeni yokken, öylesine el kaldırdım. Muhakkak yolcu almaya gidiyor olmalıydı. Durdu. Burada boş taksinin işi neydi ki? Demek ki yolcu bırakmış. Binmek zorundaydım. Maskemi taktım. Bindim. “Alsancak’a gidelim.” dedim. Garın karşısında indim. 140 versen yeteli, dedim. 125 verdi. 75 al dedin ya, dedi. Üzerimde yalancı baharın naif iyimserliği vardı. Neyse önemli değil, hayırlı yolculuklar, dedim. Kavga etmeye niyetim yoktu. Belki üşeniyordum, belki de korkuyordum. Gözlüklerimi düzelttim. Maskem ağzımdaydı. Ben Nitat İnibat, sabah dişimi fırçalarken, gördüğüm görünt...

Olağanüstü bir öğleden sonra.

 "Hay allah! Hay allah!" diye söyleniyordu içinden. Oysa gün ne kadar da normal başlamıştı, güneş doğudan doğmuştu, yataktan "bismillah" diyerek sağdan kalkmıştı. Belki de sakalının üç günlük olması dışında her şey sıradandı. Gerçi bu da onun yeni normaliydi, günün büyük kısmında koca bir maskenin arkasında saklanan sakalını önemli bir toplantısı olmadıkça her gün kesmiyor ve yüzünü dinlendiriyordu. Aynaya baktığında kendine kirli sakalı da yakıştırıyordu hani. Yine de şimdi, işte o üç günlük sakalıyla, ama devcileyin bir sorunla bir banka dışındaki kuyrukta sıranın bir an önce kendisine gelmesini bekliyordu. Sıkıntısı arttıkça yüzündeki maske daha çok boğuyordu.  Arkasındaki tuhaf adam kıpır kıpır hareket ediyor, bir de mırıldanıyordu. Dönüp şöyle bir adama baktı, tuhaf adam zembereği boşalmış bir oyuncak gibi birden durdu. Deli miydi neydi? Yüzünün maskeden arda kalan kısmına, yani gözlerine baktığında muzip bir çocuğun gülümsemesini gördü, başını çevirdi. Ne yapa...

Sıradan bir öğleden sonra.

Nitat İnibat için sıradan bir öğleden sonraydı. Adı Nitat ve soyadı İnibat olan biri için bir öğleden sonra ne kadar sıradan olabilirse öyle, yazmak gerekir belki de klişeyi bozmamak adına, ama sahiden de sıradan bir öğleden sonraydı işte. Böceğe dönüşmemişti, meteor düşmemişti, SARS-CoV-2 pandemisi dışında herhangi bir felaket ve yahut olağanüstülük yoktu. Pardon, bir de hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üstünde seyrediyordu. Nitat bey, bankanın dışında oluşan kuyrukta, tuhaf bir ocak sıcağında, 1264 numaralı biletinin banka gişelerinin birinde yanmasını bekliyordu. 1264'ün bölünebildiği sayıları düşünüyordu. İkiye bölünür. Üçe, eee, on üç bölünmez. Atmış dört, yani dörde bölünebilir. Beşe bölünmez.... Vaktini böylece öldürüyordu. Yediye bölünür mü, yediye bölünme kuralı neydi? Önündeki adam dönüp bakınca, mırıldandığını anladı, sustu.  Numarasının Müzeyyen hanımın gişesinde yanmasını istiyordu, çünkü Müzeyyen hanım artık ismini biliyordu, anlamını ya da hikâyesini sormuyordu...

Bilinmezin Kısa Bir Hikâyesi

- Gözümde bir şey var mı? - Yok ağbi. Polis molis gelmesin. - Gelmez oğlum, hem gelse ne olacak temizlik yapıyoruz, deriz. - Yasak. - Yasağını si! Tövbe estağfurullah. Sıkıldım oğlum, tüm gün vır vır vır. Kardeşler Kıraathanesinin önce kepenkleri kaldırıldı ve ardından günlerdir açılmamış kapısı işte bu konuşma eşliğinde, ufak bir endişeyle açıldı. İçişleri bakanımızın veyahut kolluk kuvvetlerinin kulağına gitse gücüne de gidecek kallavi bir küfür savuracakken yarıda kesen korkusuz D.B. kapıyı açarken yine de sağı solu kolaçan etmekten kendini alıkoyamadı. Ne günlere kaldık diyordu, içinden, kendi kahvemizi kaçak açıyoruz. İçinde tuhaf bir his vardı, ama tam anlatamıyordu. Tabelasında kıraathane yazan bu kahvede, kıraat nâmına sadece bulvar gazeteleri ve spor gazeteleri bulunurdu. Bulvar gazeteleri okumaktan çok bakmaya yarıyordu, yetmiş beşlik ihtiyarlar, "gözümde canlanır koskoca mâzi" şarkısı eşliğinde uçları yıldızlı fotoğraflara dalıp giderken; yirmisinde delikan...