Ana içeriğe atla

Kayıtlar

M. etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Herşey eskidi.

Herşey eskidi yazıyorlar, eksiği var ve herkes eskidi. Ben şimdi herşeyi biliyorum, bitmeyen katedralleri ve seladin camileri- Londra evet Londra, ah bir de Roma. Bir kadının adında bir anda Vienna, herşey eskiydi dün de. Birkaç yılda bir gün yaşadığımı bilirim ben, bir saatte bir sonsuz da yaşadım, oysa sesim bir kadının üzerinde bile değildi. Bir ömür de bir saniye sürüyor artık, bir saniye de. Herşey eskidi. Karşıyaka çarşısında bir Attilâ İlhan, İstiklal caddesinde bir ben, Londra'da bir saat kulesi, Katalonya'da bir ayrılık türküsü. Her birimiz eskidik bir saat içinde, çıplak bile değildik. Her yenilgi bile eskidi, ben yine susadım, akılsız başımla şu kısa boyumla, bir başıma ben susadım bir titremeye, üşümeye. Sokakları özledim ben, hiç gitmediğim şehirlerde, soyunur gibi seninle, hani başka bir şehirde Pera'da beni yazmaktan başka herşeye çağıracaktın, eskiyecektik. Her şehirde eskiyecektik. Büyüyecektik. Kendimizden bile fazla. Eksiğimizle birlikte tamam ol...

Herşey vardı.

Herşey vardı, hem Fransa hem Almanya yani, Almanyada bir fransızın yenilgisi, yenilginin sızısı, o şehirde büyük dönme dolap, Cezayir'de bir ceset. Herşey vardı, bir elimde bir akşam, akşamda bir şiir, şiirde bir Paris, bir öyküde Münih, o şehirde saat kulesi, İzmir'de bir tahta bank. Öykü yaşayıp öykü yazamayan adam tanıdım aynadan bakıyordu, bir bebeğe gülümsüyordu, bir kadına yeniliyordu, sonra bir diğerine, o şehirde bir sokak, sokakta bir ayyaş, ayyaşın gözünde bir akşam. Akşam geldi. Geldi, ekimin üstüne çöktü. Direkler çatırdadı. Mum titredi. Birşey için için yanmayı sürdürdü. Adı olmayan birşey, yazmayı bilenlerin de yazamadığı. Çiçeklerin bile anlatamadığı. Her insanın çaresizliği. Bu çaresizlikten payıma düşen. Birşey. Her kadında bulduğum yenilgi. Bir kitap, üç dal orkide. Akşam geldi. Bir kadın bir adamın koynuna girdi. Bir bıçak aklıma geldi. Aklımı kesti. Bir kadın bir adamın koynuna girdi, bıçağı biledi. Birşey. Korku, hüzün, pişmanlık, nefret gibi, ama bıça...

Akşamlı bir hikâye.

Seni özledim. Nasıl, neden? Özlemek nedir? Yoksunluğunu neden duyuyorum, yokluk nasıl duyulur, bilmiyorum. Akşam çöktü , bildiğim bu. Akşamhüznünü bir kahveyle yudumluyorum. Kahvenin karanlığını akla getiren çağrını hatırlıyorum.  Sana bir cumartesi günü ses verdiğim o kahvecideyim. Kahvenin karanlığında yokluğunu okuyorum. Yeniden yazmıştım sayende. Bir otobüste, bir elimle demire tutunup bir elimle "Açık Uçlu Hikâye"yi yazmıştım sana. Yüzlerce kelime dönüyordu aklımda bir anda, hiç düşünmeden durmadan yazdım, iyi ki öyle yaptım. Sonra bilinmeyenin içinde bilinen bir sesti adın, hiç saklamadım. Son defa yazana kadar, hep adını yazdım. "Beni yazmaya çağıran M." Hem şiirli, hem sade, hem saklı, hem apaçık. Yazdığım kişi yazdıklarımı okuyordu, adını biliyordu.  Sonra adım gibi bildiğim iklim geldi. Karaköy'de bir otel odasında, sana belki çok yakında, bir başıma migren atağıyla geberiyordum. Oysa o dizelerin altını çizmemiştim, "ben bir şehre geldiğim vak...

Açık Uçlu Hikâye'ye başka bir son.

Dünlerde bir gün geçmiş gelecek zaman olarak yazdığım birşeyi, bugün yaptım. Gelmeyecek zamanı getirdim, pişman değilim. Muhakememi yitirmiş olabilirim, kendime hâkim değilim, ama pişman değilim. Sonunda ne olursa olsun, iyi ki yaptım diyeceğim. Öğlenlere akşam getirdim. Kalemsiz ve kelimesiz yazdım. Yeni bir lisan kazandım. Her çağrına uyarım dedim yeni lisanımda. Açık uçlu hikâyeye başka bir son yazdım, açık uçlu hikayelerin sonsuz sonu vardır, birini yazdım. Bir defa daha değiştirmeye, bin defa daha yazmaya hazırım. " Seni iyi ki tanıdım, sonra iyi ki yeniden tanıdım. Hayatımı değiştirdin, anlam verdin, güzelleştirdin. Yazıyorum yeniden senin yüzünden. Yüzün ne güzel, gözlerin ne güzel, ellerin ne güzel. " dedim kimse duymadı. Yazdım yeni lisanımla, kağıdın ruhu duymadı. Kağıdın ruhuna inanıyor değilim, ama muhakeme yeteneğimi yitirdim. Azıcık aklım olsaydı eğer pazarları, öyle yapar mıydım? Milyonlarca insana yeten bir şehri kendime dar eder miydim? Büyük caddeyi ufac...

Bir haymatlos böcek.

Beni yeniden yazmaya çağıran M'ye. Son defa. "Kelimelerle rengi şafak-âlud çiçekler yazarım ben sana, yüzüne benzer, yüzün ne güzel. Ben kelime işçisiyim, bir çiçek yazarım, bir gök dikerim, bir takı düşlerim. Bir şehir yazarım, bir şehre koşarım, kendimi yitiririm seni bulmak üzere. Seni bilmek üzere unuttum ne biliyorsam." Böyle başlamıştım yazmaya, sonra birşey oldu. Bazen sokaklar bir yere çıkmaz yani sonsuza gider, rüya yahut kabuslarda olduğu gibi. Yine de yürürsünüz. Bir yere kadar. Bazen şehirler yurtsuzdur, bazen sokaklar yersizdir. "Kelimerle çiçekler yazmayı bilirim ben, ama bazen de çiçekler kelimelerin yerine geçer." Böyle de bir kısa yazı vardı, küçük bir kağıtta yazacaktı. Olmadı.  Yazgısı olan hikâyedir yazmıştım, yalan değildi. Yazar edilgendir yazmıştım, yazar yalnızdır. Hikâye ortasında yarım kalır. Bir rüya görürsünüz ya, beş yıl öncede kalması gereken bir kadın karşınızdadır, hep sabah olur o rüyanın ortasında. Uyanırsınız. Yüreğinizde bir s...

bir şehir.

beni yeniden yazmaya çağıran M'ye. ben eskiden bütün eski benler bir şehir yitirmiştim adı romaydı -sonra şehirsizdim soyunuk ama çıplak- çıplak ama kimse umursamaz- kelimelerini yitirince farketmiyor sokaklar- ben eskiden bütün eski benler bütün eski benler bir bir yenildim her şehrin kapısında- her şehri bilirim sanardım her yenilmeyi ben eskiden sonra sen önce sen- geciken ve aceleyle şehrine gelen ben yeniden- yenilmeye gelen ben b ütün benler yenilmeyi reddediyorum- yerinden huzursuz bir sokağı yanımda taşıyorum- ben yeniden bütün yeni benler seni ölümsüz kılacak ellerimle beraber ve lambasıyla beraber bir sokak- sana bakıyorum ben eskiden ve yeniden- eski yeni benler ve umudunu yitirmeyen sokaklar- bir şehir- sana yazıyorum

baharda bir güz.

Beni yeniden yazmaya çağıran M'ye. zamansız bir güz geldi, göğün yüzünde başka bir şehir hiç bilmediğim- beni yazmaya çağıran ve bildiği iklimi rüzgârında getiren sen- her çağrına uymaya hazırım senin yüzünden- yüzün ne güzel ellerimle başka bir şehir yazıyorum sana bilmediğin- yenilmeyi bilmez kör olmayası bir kararlılıkla- bileyerek gözlerimi- okuman üzere bir şehir yazıyorum sana- gözlerin ne güzel

bir sokak.

(beni yeniden yazmaya çağıran) M'ye. sular karardı kendini buldu bir sokak- lambasını yanına aldı ve yola koyuldu- sokaksız kalmak üzere kendini soyundu- yürüdü ağır ağır- beşi geçince oradaydı- beş hep çocukluğunu çağırırdı- baktı yalansızdı- hem geç hem erken kalmıştı ama yalansızdı- baktı yüzüne sonuna saklayan kararlılıkla- yanında lambasıyla- bu benim dedi bir evsiz içimde uyurdu- bir sarhoş kaldırımlarımı kaşırdı akşamları- buradayım bak sular karardı- kendini yitirdi bir sokak

Düzyazı.

Beni yeniden yazmaya çağıran M'ye. Yazıyorum. Duramıyorum, o minik çakıl taşı o yüce dağın tepesinden yuvarlanmaya başladı, durmuyor, ivme kazanıyor. Yazıyorum, beni yazmaya çağırdın. Yazıyorum, çünkü beni en rezil biçimde reddettin ve yazmaktan başka çare bırakmadın. Ertesi gün  sabah gece yüreğimin üzerine bastırılmış gibi bir acıyla uyandım. Gibisi fazla, çünkü benzetme yapmıyorum. Birşeye de benzetemem zaten o ezilmişliği. Sonra çok öfkelendim sana, yalan yazmayacağım. Beni yazmaya mecbur bırakmıştın artık. Ben yaşamak için yazıyorum çünkü yazdığımda ve yazmadan da yaşayabileceğimi sanıyordum. Diğer adamlar yazmıyordu, kadınlar artık şiir okumuyordu ve yazmanın, kendini paralamanın bir manası yoktu. Yazmaktan bir ekmek çıkarmıyordum ben ve kaba manasıyla da "kadın düşürmek" için yazmıyordum. Serbesgiller gibi dolaşsaydım, yazıyorum diye bağırsaydım ve biraz da hani o conilerinize benzeseydim, şimdi saman kağıda dergilerde basılı yuvarlaklar içinde salak afori...

Yenilginin yedi günü ve akşamları.

Mim: Beni yeniden yazmaya çağıran M'ye.   yazgıya iman üzerine bir yazı- ve yahut kahvenin faydaları ve zararları üzerine de okunabileceğini sandığım, ama okunacağını sanmadığım bir yazı- (düzyazı şiir- düşyazı- şiiryazı) sekizinci gününde demin bir fotoğrafına baktım yüzüne- yüzün ne güzel- şimdi bir demli kahve içiyorum- yalnızım, yazılarını sahibine devretmiş bir yazar yalnızlığı- reddedilmiş bir yazar- yazıyorum üçüncü gündü- işte karşımda yüzüme bakıyor beş yıl önce yazdığım ve yarım saat sonra otobüste ayakta yazacağım- dudakları saçları- orada- türk kahvesi içiyoruz- gözlerini içiyorum haberi yok ama olacak birinci gündü- allahın her günü birbirine benzer biz ayırmadıkça- bir kahvecide otururken yıllarca sonra bir kadına ses ediyorum- yazgımdan yazacağımdan ve yenileceğimden habersizim dördüncü gündü- dün gece gazeteler otuz puntoya klişe hazırladılar siz okumadınız ben görüyorum- YAZAR YENİLDİ -yıldırım baskı yapmamışlardı yalnız haber şöyleydi- anide...

Şiirin neden öldüğüne dair bir koşuşturma.

Beni yeniden yazmaya çağıran M'ye. elim değince dilim şiirleniyor- ama şiir öldü. elim değince şiire yahut gözüm değince maktuba -ve şiir öldü. öldürüldü- hakikat. şiir kendisiyle ölmezdi, kendisini öldürmezdi. oysa beni şair kılacaklardı reddedişleriyle. keşke ölmeden doğabilseydim- ölümsüz kalsaydım. ölümsüz kılsaydım reddedilmenin hemen her türlüsünü bilirim- sandıkça yanılıyorum ve yenilerini öğreniyorum- kalbinin üzerine basılıp ezilmiş hissiyle uyanmanın acısını. beni şair kılacaklar ve şiir karşısında kalemim kıldan ince- lâkin evet evet şiir öldü. öldürüldü- sanırım şiir okumayan kadınlar yüzünden. ama, yüzleri ne güzel- öldüğü yerden doğurtur şiiri yeniden- baharın içinde bir güz doğururlar- ince bir kalp ağrısı nakkaş inceliğinde. * elim değince rüzgâra gözüm şiirlendi -ve lâkin umut öldü. kaçıncı cinayet bu- üzerine basıldıkça baş kaldıran bir naif umudun üzerine bütün güçleriyle basıyorlar -şiir nasıl ölmesin? taş olsa çatlar sizin yüzünüzden- yüz...

Açık uçlu hikâye.

Evvela ithaf. -beni yeniden yazmaya çağıran M'ye hikâyeden önceki yazımdır. Ve yazgısını kendi çağıran yazıya giriş. Yazmayı unuttuğum bir hikâyeyi okudum bugün, neden ve nasıl bilmiyorum, çünkü yazmayı da unutmuştum. Ellerim olduğunu dahi unutmuştum. Ellerim olmadan kördüm ben. Kararsız kararlığa körlemesine girdim, kararsızdı muhakkak, çünkü yazılmamış bir hikâye yazılmayı beklemez.  Kahvenin karanlığını akla çağıran gelişme. Hayat bu yüzden tuhaf, beklenmeyen yerde başlarız yazmaya, bir daha yazmayacağına dair bir yanılgı içine hâkim olduğunda. Hikâye gözlerine bakar ve yaz beni der, yazar iradesizdir, irade sahibi olan öyküdür okuyan bilmez. Hikâye yazdırır kendini. İlham dersin yahut rüzgâr, kendine çağırır hikâye. Alelacele gidersin, hayat bu yüzden tuhaf. Yazamayacağın sanrısını ve onca işi bırakır, hikâyenin gözlerinde bir kelimede bin kelime çağırır aklın.  Yazar çaresizdir, hikâyenin esiridir. Geç kaldığını düşünse de, başlar yazmaya. Son...