Ana içeriğe atla

Kayıtlar

araf etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Aralık

Aralık. Yazacağım şeyler şimdi yine bitti. Yarın belki birşey olacak yahut ôyle olmayacak ki yazılması gerekecek, yine yazacağım. Bolca şiir okuyorum bu arada. Evet, artık yazmakla ilgili bir kaygım yok. Artık şiir sancısı da çekmiyorum. Çünkü, düşyazı dediğim nesir ve nazımla da sınırlandırmadığım "kendi" yazı türümde yazıyorum. Şiire göre özgür, düzyazıya göre imgesel birşeyler yazıyorum. Temmuzdan beridir, bilenlerin hikâyesini de okuyabileceği, bilmeyenlerin ise boşlukları gönlünce doldurabilecekleri şeyler yazıyorum. Yaşıyorum da. İmgelerimle bir arada yaşıyorum, onlarla konuşuyorum, onları görüyorum (görmezden geliyorum) bir şekilde vaktimi imgelerimle geçiriyorum. "Şiir yaşamaktan" çok bahsettim, Attilâ İlhan'da "sisler bulvarı" kitabının notlarında (" meraklısı için notlar ") bahsediyor: " ilk şiir kitabım duvar'la ikinci sisler bulvarı'nın arasına yıllar girmiştir. iki nedenden, birincisi 1945/1955 arasının yaşantımın ...

Araf'tan Üçüncü Mektup

O gün içimde bir sıkıntı vardı. Ya da o günlerde olan sıkıntının devamıydı. Biliyorduk, bir grup terörist eylem hazırlığındadıydı bizim oralarda. Her gün haber bekliyorduk, bir yerde birşeyler olacaktı.   O gün çarşı günü olmasına rağmen, sıkıntılı bir haldeydim onun için. Bir minibüsle kışladan şehre geçecektik. Geçemedik. Minibüse pusu kuran teroristler hepimizi taradılar. Beş arkadaşım şehit oldular, ben ve altı arkadaşım ise yaralandık. Beş arkadaşımız öldükleri için manşet oldular, ben o günkü gazetelerde adı bile yazmayan bir yaralı olarak kaldım.   Bir gözümü kaybettim ve omuriliğime isabet eden kurşunla felç kaldım. Ayrıca iki kurşun daha çıkardılar vücudumdan. Rehabilitasyon merkezlerinde yıllarca tedavi gördüm. Bayramdan bayrama geliyordu komutanlar ziyarete, belki haberler'de görmüşsünüzdür beni, ben görmedim çok derin depresyon geçiriyordum, haberleri pusudan sonra hiç izlemedim, gazete okumadım. Gerekmedikçe konuşmadım. Askerden sağlam dönsem evleneceğim yarim v...

Araf'tan İkinci Mektup

Herşeyi bıraktım o gün, anam yalvardı arkamdan. Babam susuyordu, öldürülüleli çok oldu, o cezaevinde başı dipçik darbelerinden ezilmiş, yüzü dağılmış, erkekliğine elektrik verilmiş halde. Olmaz dedim, söz verdim, onbeş kişiyiz, sokağa çıkamam. Arkamda anamı ağlamaktan bayılmış halde bıraktım evden çıkarken, sen ne diyorsun. Anam aklımda, dudağım bebe gibi titrek. Sınırda öbürleriyle buluşana dek tek kelime söyleyemedim dudağımı ısırmaktan, dağa çıkan yiğit de ağlamaz ya, ayıp derler. Iki gece sonra rahatsız yeni yatağımda, epeski bir yorgan altında sessizce ağladım. Gerillaydım, devlet zulmünden kurtaracaktım toprağımı, babamın öcünü alınca affederdi anam beni ancak. Babam, dağa çıkmamış, eşkıya olmamıştı, bir yalnız adamdı. Şimdi biliyorum, bana ve hatta anama küfrettin, ben sen olsam, sen ben olsan, köyünde bombalar patlayan, zulüm hikayeleriyle büyüyen, akrabalarından bazıları köyün meydanında öldürülen, daha geçen yıl mahallede birlikte büyüdüğü dostu, çatışmada öldürülen, amca oğ...

Araf'tan Birinci Mektup

Herşeyi bıraktım, bir maden ocağında göçük altında kaldım bugün, tersane de çekiç vurduğum platformdan düştüm de öldüm belki de. Ansızın oldu anlamadım, gözlerimi kapattım korkudan, bir daha açamadım. Karıma söylediler, gözleri karardı. Aklına çocuklar geldi belki ilk, bilmiyorum. Tek başıma ölünce üç satır, arkadaşlarımla birlikte ölünce manşet oldum. Arkamdan yazılan o yazıyı okuyamadım, hiç aklıma gelmezdi, hergün okuduğum o adamın gün gelip de beni yazacağı. Akşam haberleri'ni, yıllardır ilk defa kaçırdım, haberlerde ben vardım. Üç yaşındaki kızım anlamadı daha babasız büyüyeceğini. Beni hayal meyal hatırlayacak, doğduğu gün sanki dün, akşam yorgun eve gelir, ellerim nasır, yüzünü okşardım. Karım, haftasonları kahveye giderdim, kızardı. Şimdi, öylece tabutuma bakıyor, yeşil arabayla geçerken önünden. Kahve boş, pişpirik oynarken avuçlarımı sertçe vurduğum masalar boş, yeşil çuhaları sigaramdan delik deşik. Sigaradan ölemedim, kahvede sigara yasağına kızmıştım. Kayınço ön safta,...

Araf'tan Mektuplara Giriş

Dante değilim, ama araf'tan döndüm. Beklediğimden soğuktu, ama yeri gelince ter de döktüm. Terim soğuktu, buz, ama tenim yanıyordu cehenneme yaklaşırken. Diğerleri'nin yüzlerini hatırlamıyorum, korkmuşlar mıydı, korktukları neydi, hiçbir şey hatırlamıyorum. Araf ne renkti, bir rengi var mıydı? Uzunca bir süre yazamadım, düşünemedim. Şimdi düşünüyorum da onca hikaye gördüm. İsrafil'in sûr'a üflemesini bekleyen bilmediğimiz, sıradan deyip burun kıvırdığımız, buruk hikayeler. Tarih kitaplarına girmeyecek, ama insanlık'ın esas tarih'ini yapan... Orhan Veli'nin "Kitab-ı Seng-i Mezar"ında nasırlarıyla anlatılan adamı gördüm. Sözde "tarih" dediğimiz, bir ülkede bile on farklı anlatılan ve on'unun içinde bile gerçeği olmayan yeniçağ mitolojileri yerine, o Süleyman Efendi yüzünde hüzünle olabildiğince gerçekti. Dante değilim, ama araf'tan döndüm. Cebime baktığımda mektuplar vardı, isimsiz.