Ana içeriğe atla

Güz nedir?

Yanımda bir kadın (bir yenikadın ancak sesi hesaplı ama heyecanlı) yanında bir adamla konuşuyor. Saçlarıyla oynuyor. Ben yenikadınların (çünkü kelimeleri korkak ve hesaplı) çocukluğunu yitirmesinin hüznünü duyuyorum her defasında. Saçlarını yahut saçlarıyla oynayan ellerini (sanırım heyecanlı) sürekli çarpıyor bana. Ne yapalım? Dar sokaklardan geçiyor zaten otobüs, saat de dördü epeyce geçiyor, ne yapalım? Elimde bir kitap var benim, gözümde güzel bir güz var benim. Kelimeler geliyorlar yeniden, ama yenilmişler, romayı bırakıp geri çekilmişler (mahcuplar yani her cümleye karşı) geliyorlar. Tanıyorum, hüzün bu duyduğum, öncekikli mesleğim, terzilikten önce ve sonra elimde olan ( elimde kalan, bana şiirler kaldı ve yahut şiirler bana kaldı) işim. Ne tuhaf (belki de değil) ancak hüzünlü olduğumda anı yaşıyorum. Bir tek hüznün tadını tam olarak çıkarıyorum, lezzetini anlıyorum. Hüznü yontmayı, hüznü okumayı, hüznü yazmayı biliyorum. Bir adı yok bu işin, bir anlamı yok. Güz işçiliği denilebilir, güzcülük denilebilr, ama denilmese de (yazılmasa da) olur. Hem güz nedir?

Güz bir çığdır, çoğalarak büyür, yazıyorum ilk olarak. Neden çığ? Dağdan geldi galiba aklıma. Güz bir dağdır, yazılamaz (yazık yazıldı aslında) yalan olur. Kelime oyunu olarak (çünkü ben kimilerine göre gelişigüzel yazan bir kimseyim, yalan denilebilir mi?) "güz bir çığlıktır" da yazabilirdim, ama bayağı olurdu, çünkü doğru değildir. Güz bir çığlık değildir, bunu biliyorum. Güz nedir? Güz sessiz bir çığlıktır, yazmamalıydım, ne yazık yazdım. Yalan yazsam daha iyiydi, ama yazdım.

Hem güneş yalanlıyor güzü, ama duyuyorum. Tanıyorum, içimdeki hüzünlü sevinci. Güzdür bu, bu güzdür, kelimelerim yenilmiş bir ordudan arda kalanlar gibi geri geldi, demek güzdür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ötekinin Hikâyesi

Quid rides?  Mutato nomine, de te fabula narratur.Quintus Horatius Flaccus





“Güya buraya bir daha asla gelmeyecektim.”

Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesinde, bir Amerikan kahvecisinin tuvaletinin kapısında görmüştüm bu cümleyi. Hiç unutamadım. Çünkü o zamanlar bir hikâye üzerinde düşünüyordum, nereden başlamalıyım, nasıl yazmalıyım diye kendime soruyordum. Yıllarca çabaladım, aslında yıllarca kaçtım yazmaktan. Çünkü kalemi elime her aldığımda, kendimi bir daha gelemeyeceğim kadar güzel zamanlarda buluyordum ve bu yüzden de hatırlamamak için “bir daha gelmeyeceğim” deyip yazmaktan kaçıyordum.

Boşuna kaçıyordum aslında, bir daha gelmeyecek olsa da yaşanmış olması bile hayatımın geri kalanını değiştiren, güzelleştiren bir hikâye yaşadım.

Bir hikâyenin ilk cümlesi önemlidir. Okuru okumaya ikna etmeye ilk cümlede başlamalıdır yazar. İlk cümle, çarpıcı olmalı, etkileyici olmalı; akılda kalmalıdır. Bu hikâyenin başı benim için çarpıcıydı, tam anlamıyla, olması gerektiği gibi.

Ben bir notayı sevdi…

Açık uçlu hikâye.

Evvela ithaf.
-beni yeniden yazmaya çağıran M'ye hikâyeden önceki yazımdır.
Ve yazgısını kendi çağıran yazıya giriş.
Yazmayı unuttuğum bir hikâyeyi okudum bugün, neden ve nasıl bilmiyorum, çünkü yazmayı da unutmuştum. Ellerim olduğunu dahi unutmuştum.
Ellerim olmadan kördüm ben. Kararsız kararlığa körlemesine girdim, kararsızdı muhakkak, çünkü yazılmamış bir hikâye yazılmayı beklemez. 
Kahvenin karanlığını akla çağıran gelişme.
Hayat bu yüzden tuhaf, beklenmeyen yerde başlarız yazmaya, bir daha yazmayacağına dair bir yanılgı içine hâkim olduğunda. Hikâye gözlerine bakar ve yaz beni der, yazar iradesizdir, irade sahibi olan öyküdür okuyan bilmez. Hikâye yazdırır kendini. İlham dersin yahut rüzgâr, kendine çağırır hikâye. Alelacele gidersin, hayat bu yüzden tuhaf. Yazamayacağın sanrısını ve onca işi bırakır, hikâyenin gözlerinde bir kelimede bin kelime çağırır aklın. 
Yazar çaresizdir, hikâyenin esiridir. Geç kaldığını düşünse de, başlar yazmaya. Sonunu bilmeden yazadurur. Yazarken düş…

Arz-ı Hâl

Nereden başlamalıyım yazmaya? Şu "edili büdülü" defteri almasaydım eğer bugün burada olmayacaktım. Yani söz gelimi, yoksa evimdeyim. Yahut kibirli bir ingilizin yolu geçmese oradan ve bir fotoğrafla bunu öğrenmesem, bu hâlde olmayacaktım. Ne hal? Hâlim güzel fenadır ve işte burada yazdığım da arz-ı hâlimdir. Hâlden anlamaz değilsen eğer ve yazmamı istediysen, yani bu adam burada ne karalayıp duruyor dediysen, okuyabilirsin. "Kardeş beni dinle aklını şaşırtacak" diyemem, hele sana hiç diyemem, seni şaşırtacak pek birşey kaldığını sanmıyorum dünya üzerinde. Dağlarda da bulut göremiyorum zaten, her neyse. Sonunda ölüm varken neden yaşadığım üzerine yazacağım sadece. Her birimizin nedenleri var, ben benimkini yazacağım.

Ölüm üzerine bir mesel vardır, bilir misin? Tanrı, ölümü ilk olarak dağlara vermiş, ilk dağ öldüğünde diğer dağlar, o koskoca dağlar dayanamamış, erimiş, kül olmuş. Tanrı anlamış, dağlar dayanamayacak; ölümü dağlardan almış denizlere vermiş. Gel zaman g…