Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kör kedinin yazdığı.

Ben kör bir kedi, bir notanın kör kaldığı kedi, bilmiyorum Ece Ayhan'ın yazdığı kedi miyim -bakışsız bir kedi kara- ama kör olduğum kesin bazı akşamlarda. Son hakkında çok düşündüm, bin şey düşündüm belki, biri bile böyle değildi. Hayat öğretiyor, öğreticidir de, gerçek hayatta masalların sonlarında Turgut Uyar'ın sesi vardır: "Mutsuzluktan söz etmek istiyorum/ Dikey ve yatay mutsuzluktan/ Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun/ Sevgim acıyor" Sevgim acıyor. Keskince duydum. Ezbere bir akşamdan, körlükle geçtim. Kıldan ince değilse de, kılıçtan daha az keskin değildi, kesildim. Sessiz kesiklerle, romayı yitirdim. Zamansız değildi, çünkü zaman yok. Zaman zihnimizin bize yalanı, yanılmaya orada başlıyoruz, zamanüstü kadınları sevmeye de. Ne yazık, elimde kalana bak, -mor bir ateşin yangısı ve zaman yanılgısndan başka- sevgim acıyor. Romayı yitirdim ben dün, kaç insan hayatında kendi romasını yakmıştır bilmiyorum, insan son romasını ancak körlükle yakar, onu biliyorum....

Terzinin masalı.

Ellerinde ezbere bir akşam var terzinin, bildiği işi yapıyor, terzi veda etmeyi, bir dünya dikmekten daha iyi biliyor. Böyle terzi olur mu? Olmaz olsun. Ellerinde ezbere bir kelime var terzinin bir kelime daha, sonra ikisini birbirine dikiyor. Terzi görüyor meğerse camdan bir yüzükmüş göğün döküldüğü akşam leylâya verdiği. En başından mecnun olmuş kays kendisi, kuyumcu olarak doğmuş terzi kendisi. Böyle terzi olur mu? Olmaz olsun. Elleri titriyor terzinin dünyayı sökecek. Elinin yettiği bir yıldızı sôküp atıyor yere. Yıldız yere düşünce yer çatlıyor, taş dayanamaz ayrılığa taş çatlıyor. Terzi duruyor, terzi titriyor. Terzi biliyor veda etmesini, terzi biliyor eskiyor gözleri. Terzi artık terzi kalamaz biliyor, bir notayı görmeyince gözleri bir işe yaramaz biliyor. Terzi gözlerini ona vermek istiyor, ama bu çirkin bulanık karanlık eski gözleri görmemeli sevdiği. Terzi orada anlıyor gözlerini vermesi değil saklaması gerekiyor. Vermiyor, bir karanlığa gizliyor gözlerini. Ter...

Başlıksız Günceye Arasöz

Başı ve sonu olmayan bir hikâye bu. Yahut sonunu bilmediğimden, başından emin olamadığım. Zamansız bir güz yahut alışılamaz iklim, korkunç bir mevsim, her neyse adı, adını verdiğim bir kadını yitirmenin güncesini tutuyorum. Kısa kısa. Daha az bulanık. Biraz daha gri. Bir zamanlar bir terzi vardı, onun da ülkesi vardı: Roma. Terzinin Roması. Yerine ne konulacak, ne yapılacak bilmiyorum, ama yıkılıyor o şehir. Sonunda, sonu belli olduğunda, masala da bir son yazacağım. Daha okunası şeyler yazmak isterdim ama, gidiyorsa hızır elimde kalan budur.
Danstmeyi bilmiyorum, ama veda etmeyi çok iyi biliyorum daima. Dasvidanya, bile diyebiliyorum gerekirse, böylece öğrettiler bana veda etmeyi. Dansetmeyi bilmiyorum, her dilde bilmiyorum dansetmeyi, korkuyorum da. Bir kitap tutuyorum, bir kitap vereceğim ona, bir hatıra. Demode bir hatıra. Zamanüstü bir kadına.
Kedilerden korkuyorsun, oysa çocuklar, deliler ve kediler Allaha ne yakın. Korkuyorsun kedilerden ve kıyamıyorsun bana söz gelimi. Ne yakışıyor senin sesine, inanıyorum sen söyleyince, sen ne söylersen inanıyorum. Kedilerden korkuyorsun, ben hem kedi, hem de kör olacağım sonra, âli cengizin son oyununda, kelimelerden uzakta.
Ürkerek bakıyorum kitaba, eskiden okumuştum oysa, şimdi ise bir son hakkında. Bir kitap ki, bizi anlatmıyor, neredeyse. Neredeyse yine akşam oluyor, körlüğün içimi söktüğü bir akşam daha. Akşamları saymaya başlayacağım yarın. Sonrasız akşamları. Herşeyden korkuyorum, körüm ben, gözlerime bakın.