Ana içeriğe atla

Resim

Buradan, tuvalin ortasından değil de, yazının başından bir sızı geçecek, sızı mavi ancak içinden balık geçmez. Balık benim hâlimi bilmez. Hâlimi bilecek bir sokak yok ki, gideyim, kaldırımına oturayım. Hâlimi şu sızının yanına arz edeyim, simsiyah ancak küçük birşey, şey ama kaya değil.

Gökte ne olursa olsun, isterse m harfinden martılar, isterseniz göğü keselim, gök yarılsın. Göğü kesersek, griye keser, kessin. Keserse kessin, ne yapalım.

Yüzümün ortasından eğreti bir gülümseme geçiyor, gülmenin yakıştığı bir zaman değilmiş demek. Ama, eğreti de olsa gülümseme, bir martı kadar çekingen, durmalı yüzümde. Gülümsemeyi kesersem, yüzüm düşer, yüzümü tutan bir ip kadar ince gülümsemem.

Ancak o kadar.

Oysa, dünyada olmayan çiçekrengi vardı az zaman önce göğünyüzünde. O zaman kahverengi bir ağaçtı umut, kökü yerin en dibinde, dalları en çok, yaprakları en yeşil, ta göğe kadar uzanıyordu, gölgesinde şiir yazıyordum. O ağaç artık yok. Ağacın yerine koca bir boşluk yapalım, boşluğun rengi ne olsun.

Boşluğun rengi mi olurmuş, derseniz, yanılıyorsunuz. Boşluğun rengi nedir, derseniz, aktı ben çocukken, görebileceğiniz en beyaz şeydi boşluk. Şimdi mi, ne bileyim, ne renk olursa olsun, boşluk işte, fena bir boşluk. İnsan olma hâlinin sancısını koymalı boşluğun ortasına, bir nokta olarak. Bir nokta koymalı bu resme, adını koymak gerekirse; "Hâl-i Pür Meâlim" olsun.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burada

“ eski bir şarkı belki bir şiir ” İzmir’in ayazında evvelki yazgılardan ismimi sildim seni tanıdım ama hatırlayamadım senlerin içinde seni ayıramadım İzmir’de ısıtmaz güneş yanımda azalırken bir çınarın gölgesi karşımda cumartesinin eksiği karagöz oyunlarının gölgesi çelebinin rüyası hezârfenin düşüşü hacıvatın kibirli sessizliği birinci yalnızlığımdan arda kalan yeni veliahtların masaya düşen gölgesi şairlerin eski ahitleri cümle hataların güncesi benim yarınım benim dünüm yanaklarım bileytaşı temel temelsiz direklararası böyle yıkılmaz (yalnız bu şarkı kırmızıdır çabuk çarpar şimdiden şehla bakıyor gözlerin) İzmir şehrim işim resim yazmaktır Sen miydin belkahveden bir yazıyla indiğim senin yüzünden seninle gözlerin sizli tafsilatını bilmiyorum tanrım bilir taksiratımı ve sakallarımı ben hatıralara inanmıyorum barikatlara ve dağlara da amentüsü inkar olan o kadın sen miydin belma sebil miydi eski birşey maalesef aklımda hergün hakikat şarkısının eksik notası (Dün bir gün seni de gördü...

Şemsiyeci üçlemesinin hikâyesi.

Havada, Paris'te ve İzmir'de üç şiir yazdım ve bunları yayınladım. Şiir yazdım demek de lafın gelişi, şiir karaladım; pek tabii ki, eksik şiirler bunlar. Olmamış, ham! Çünkü evvela, aceleyle yazdım ve öylece yayınladım. Neredeyse çalakalem. Böyle şiir mi olur? Olmaz olsun.  Kendimi zaten, " yarım kalan öykülerin yazarı,  olmamış şiirlerin şairi  ve makina imalatçısı " olarak tanımlıyorum. Yazdığım ve yaşadığım bir çok öykü yarım kaldı hayatımda, şiirlerim daima olmamış ve olmasını da pek umursamıyorum açıkçası ve en nihayetinde makine imalatçısı bir sanayiciyim. Bu yüzden şemsiyeci şiirleri diyorum bunlara. Hikâye meşhur; bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare’e gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur: “Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.” Ben de bu defa bir sanayici olarak şiir yazmaya giriştim ve o hevesli şemsiyeciden çok da farklı görmüyorum kendimi. Hem Aziz Nesin'in dehşetli isabetin...

Bir cumartesinin umudu.

Canbaz, gül ile diken arasında âli cengiz bir cesaretle dolanıyordu. Gözlerinde başka bir yarının ümidi dolanıyordu. Dili dolanıyordu, aklı dolanıyordu. Şehirler, şehirlere dolanıyordu. Şehir şehir dolaşırken, şarabın ateşiyle hoş iki başın, baş başa bir fotoğrafı aklında dolanıyordu. Bir cumartesinin umudu dilinde dolanıyordu canbazın. Canbaza dikkatle bakanlar; onun gözlerinde çözülmeyi bekleyen bir yumak gördüler. (9 Temmuz 2024, 20:30, Taksim Gezi Parkı)