Döndüğümde şehir bulutluydu. Şaşırmalıydım, çünkü mayıstı. Ben şaşırmadım. Güzü getirmiştim, aklım bulutluydu. Elimden gelse her yaprağı sarıya boyardım. Her sokağı kızıla. Ben yapamadım. Ben yazdım. Her sokağı kızıla yazdım. Hangi şehirdesin bilmeden, umursamadan, çünkü her şehir birbirine karıştı, seni yazdım. Dudaklarını, çeneni, burnunu, yanaklarını yazdım. Bu şehrin ilk üç dizesini, diğer şehrin büyük caddesini birbirine karıştırdım. Her şehir biraz sen, biraz benim yenilgimdi. Huzurumu yitirdim, bir kediydim, resmimi yaptım, üzerimi griye boyadılar. Ben şaşırmadım. Şiirliydi, hem de korkunçtu. Döndüğümde şehir bulutluydu, hem mayıstı hem de güzdü. Bir fotoğrafına baktım, seni yazdım. Saçlarını, gözlerini, çizgilerini yazdım. Kendimi yanına yazdım, üstünü çizdim. Biraz aklımı yitirdim, biraz kendimi buldum. Ben bulutluydum.
Havada, Paris'te ve İzmir'de üç şiir yazdım ve bunları yayınladım. Şiir yazdım demek de lafın gelişi, şiir karaladım; pek tabii ki, eksik şiirler bunlar. Olmamış, ham! Çünkü evvela, aceleyle yazdım ve öylece yayınladım. Neredeyse çalakalem. Böyle şiir mi olur? Olmaz olsun. Kendimi zaten, " yarım kalan öykülerin yazarı, olmamış şiirlerin şairi ve makina imalatçısı " olarak tanımlıyorum. Yazdığım ve yaşadığım bir çok öykü yarım kaldı hayatımda, şiirlerim daima olmamış ve olmasını da pek umursamıyorum açıkçası ve en nihayetinde makine imalatçısı bir sanayiciyim. Bu yüzden şemsiyeci şiirleri diyorum bunlara. Hikâye meşhur; bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare’e gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur: “Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.” Ben de bu defa bir sanayici olarak şiir yazmaya giriştim ve o hevesli şemsiyeciden çok da farklı görmüyorum kendimi. Hem Aziz Nesin'in dehşetli isabetin...
Yorumlar
Yorum Gönder