Eskimeyen bir şey var, anadoluda bir dağ mesela, kendimi orada olmadığımı bilerek aradığım her yer, bir raf bir sokak bir aynanın siyahı ve aydınlık gece. Hikâyenin bulanık aklı, akşamın hafızası. Derin bir sızı, akşamhüznü. Ayın deniz üzerindeki izi. Anadoluda bir dağ misali sancı. Bir kuyumcu ve bir terzi. Teraziye gelmez bir ağırlık. Eskiyi yazmanın zorluğu, bir bank, bir masa, bir köşe. Bir demir yığınında bir bahar, bir yüzde hızır. Yazgı yanılgısı. Düşe düşen bir damla, karında bir bıçak, anadoluda bir dağ. Yazmak ne zor, beyaz yol ne uzun, ama ben o sokakta değilim, demiri dövebilecek biri değilim. Kendimde değilim, bilmiyorum. Kendimi aradığım her sokakta bir kedi, bir kedinin yüzünde bin parça ay, her kedinin yüzünde bir ürkek kadın esintisi. Neden kaçtığımı anladım şimdi, ama artık geç oldu.
“ eski bir şarkı belki bir şiir ” İzmir’in ayazında evvelki yazgılardan ismimi sildim seni tanıdım ama hatırlayamadım senlerin içinde seni ayıramadım İzmir’de ısıtmaz güneş yanımda azalırken bir çınarın gölgesi karşımda cumartesinin eksiği karagöz oyunlarının gölgesi çelebinin rüyası hezârfenin düşüşü hacıvatın kibirli sessizliği birinci yalnızlığımdan arda kalan yeni veliahtların masaya düşen gölgesi şairlerin eski ahitleri cümle hataların güncesi benim yarınım benim dünüm yanaklarım bileytaşı temel temelsiz direklararası böyle yıkılmaz (yalnız bu şarkı kırmızıdır çabuk çarpar şimdiden şehla bakıyor gözlerin) İzmir şehrim işim resim yazmaktır Sen miydin belkahveden bir yazıyla indiğim senin yüzünden seninle gözlerin sizli tafsilatını bilmiyorum tanrım bilir taksiratımı ve sakallarımı ben hatıralara inanmıyorum barikatlara ve dağlara da amentüsü inkar olan o kadın sen miydin belma sebil miydi eski birşey maalesef aklımda hergün hakikat şarkısının eksik notası (Dün bir gün seni de gördü...

Yorumlar
Yorum Gönder