Ana içeriğe atla

erken düş.

KIRK: bu barikat hep buradaydı, bu sokak biraz çıkmazdı ve en derin kuyuya bir ses verdim, sonra da düştüm

İKİ: yalanlar, yalanlar ve bir hakikat, hakikat olduğundan çıplak

BEŞ: ikircikli bir beş çocukluğumu çağırıyor, çağrıştırıyor, ölümden korkuyor, ölümü sevmiyor

YEDİ: ikinci yenilerin akşamında bir barikatın arkasında denk gelmiştik diyelim, ben şairdim diyelim ve seni hece hece -eğer ölmezsek yaşamak güzel

BİR: bu sizin için de doğru değil diye bir ses yankılanıyordu kuyunun en derinine düşerken

ÜÇ: kimsesizliği taşıdım ellerimle kendime kaçıncı defa, bir çocuğun yanağında yaşadım

SIFIR: ölümden bahsediyordu tarlakuşlarını bilse de bilmese de, inancında inançsızlığında da bir kuşku, bir kuytu arıyordu dünya üzerinde, korkularını sevdim yaralarını tanıdım, bildim ve öpmek istedim. su yüzündeki aksim, aynadaki sesim sandım

yanıldım ve yenildim- yanılanlar yenilmeye- yenilenler yanılmaya ve bilincinin altında gayya kuyyularıyla uyuyanlar korkunç uykulara mahkûmdurlar- bilemedi

maktûl katil taksir taammüd- hiçbiri önemli değil şimdi anladım mahkûmiyetimi yazdığımda ellerimle kendime

benim için o bilinmez karanlık- hep büyük bir korku hem de bir kurtuluştu, birincisinde kaldım

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burada

“ eski bir şarkı belki bir şiir ” İzmir’in ayazında evvelki yazgılardan ismimi sildim seni tanıdım ama hatırlayamadım senlerin içinde seni ayıramadım İzmir’de ısıtmaz güneş yanımda azalırken bir çınarın gölgesi karşımda cumartesinin eksiği karagöz oyunlarının gölgesi çelebinin rüyası hezârfenin düşüşü hacıvatın kibirli sessizliği birinci yalnızlığımdan arda kalan yeni veliahtların masaya düşen gölgesi şairlerin eski ahitleri cümle hataların güncesi benim yarınım benim dünüm yanaklarım bileytaşı temel temelsiz direklararası böyle yıkılmaz (yalnız bu şarkı kırmızıdır çabuk çarpar şimdiden şehla bakıyor gözlerin) İzmir şehrim işim resim yazmaktır Sen miydin belkahveden bir yazıyla indiğim senin yüzünden seninle gözlerin sizli tafsilatını bilmiyorum tanrım bilir taksiratımı ve sakallarımı ben hatıralara inanmıyorum barikatlara ve dağlara da amentüsü inkar olan o kadın sen miydin belma sebil miydi eski birşey maalesef aklımda hergün hakikat şarkısının eksik notası (Dün bir gün seni de gördü...

Şemsiyeci üçlemesinin hikâyesi.

Havada, Paris'te ve İzmir'de üç şiir yazdım ve bunları yayınladım. Şiir yazdım demek de lafın gelişi, şiir karaladım; pek tabii ki, eksik şiirler bunlar. Olmamış, ham! Çünkü evvela, aceleyle yazdım ve öylece yayınladım. Neredeyse çalakalem. Böyle şiir mi olur? Olmaz olsun.  Kendimi zaten, " yarım kalan öykülerin yazarı,  olmamış şiirlerin şairi  ve makina imalatçısı " olarak tanımlıyorum. Yazdığım ve yaşadığım bir çok öykü yarım kaldı hayatımda, şiirlerim daima olmamış ve olmasını da pek umursamıyorum açıkçası ve en nihayetinde makine imalatçısı bir sanayiciyim. Bu yüzden şemsiyeci şiirleri diyorum bunlara. Hikâye meşhur; bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare’e gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur: “Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.” Ben de bu defa bir sanayici olarak şiir yazmaya giriştim ve o hevesli şemsiyeciden çok da farklı görmüyorum kendimi. Hem Aziz Nesin'in dehşetli isabetin...

Bir cumartesinin umudu.

Canbaz, gül ile diken arasında âli cengiz bir cesaretle dolanıyordu. Gözlerinde başka bir yarının ümidi dolanıyordu. Dili dolanıyordu, aklı dolanıyordu. Şehirler, şehirlere dolanıyordu. Şehir şehir dolaşırken, şarabın ateşiyle hoş iki başın, baş başa bir fotoğrafı aklında dolanıyordu. Bir cumartesinin umudu dilinde dolanıyordu canbazın. Canbaza dikkatle bakanlar; onun gözlerinde çözülmeyi bekleyen bir yumak gördüler. (9 Temmuz 2024, 20:30, Taksim Gezi Parkı)