Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yeter!

Canan Saldık'a... Kınalı kuzular, ceylanlar ve Canan Saldık. Ölen hep biziz, hep biraz daha. Kan doğuyor, güneş doğacak Doğu'dan. Doğu'da elli bin öldük, hâlâ da ölmek için kalkıyoruz yataktan.   Ortadoğu'da zalimin dölü kurşun iken, biz birbirimize, tam boğazdan sarılmış iken. Bu bir masal değil, bu bir çocuk ölümü. Sakın ağlamayın, boyalarınız akmasın masum bir kürt çocuğu için.. Tezinize uygun, taziye mesajı yazın en fazla. "Siz, size sunulan sanal masallara ağlar iken, az öldük uz öldük, dağda, şehirde, kışlada, ovada biz öldük" diye "niye öldük?" diye soracaklar mahşerde. İki taraftan da ölen, bu savaştan alacaklıdır, bu kandan nemalanandan hesabını birlikte soracaktır. Hele o çocuklar, o bebeler.. İlahi adaletten umuttur,  elimde kalan, herşeyin ortasında, ortadoğuda, Doğu'nun ortasında savaş varken. Ben kökleri urumeli, sonuna kadar anadolulu, pekaka kürtler'i kullanıp, asker öldürürken, pusu kuraken, puştluk yaparken, karşısın...

Soru Sensin, Cevap Sensin, Hakiki Olan Sensin

Sıradan, mükemmeldir. Bir edebiyatçının değil, hiç yazmayan bir kimsenin ihtiyaç duyduğu ve yazdığı satırlar samimidir. samimi olan, doğal olan, mükemmel'dir. Gözyaşı bulanmış mürekkeptir, yeğ olan, ekmeğe bulanan mürekkepten. Bu satırları bana yazdıran yazı, hiç yazmayanın  gerçek sevgi'den yazdığı, bu yazıdan, bu yazı ise kirli şeyler üzerine yazdığım hırslı onca  yazıdan, yeğdir . Ben'im ekranda gördüklerine benzemeyen, mükemmel olmayan, eksikleri olan, eksikleri yüzünden sıkılan. Renkli ekranın yalanlarından uzak, ama yalansız olmayan. Sensin. Yalın olan, gerçek. Meta olmayan, insan olan, arasında reklamları olmayan bir hayat yaşayan. Ağlarken, doğru cümleleri kuramayacak ve sevdiğini görünce, dili dolanacak olan, biziz. Bu satırların yazılı olduğu tarafta değilim, değilsin, unutma, hayatın olduğu yandasın, Hayalî perdesinde olan suretlerdir.. Televizyon ekranında olan  ise, o mükemmel vücutlar, hep hileli. Şu sokaktaki adam ve sen'sin sıradan o...

Fotoğraf'ın asıl yüzü

Fotoğraf, sözlüğümde, "an'ın lekesi"dir. Sadece bebekler fotoğrafta sahici gülebilir. Fotoğraf, içinde sakladığı kişidir.  Eski bir fotoğraf, uzun bir iç çekiştir. Şimdi görmediğin "eski"den bir kimsenin yeni fotoğrafı ise, hele aniden önüne çıktığında, aniden bastıran kelime oyunu, can cekiştir. Canın çeker, bir kez olsun daha görsem, iki laf olsun söylesem diye. Sussam da, dinlesem diye.

Asansörün tadı

Yazmak hakkında ahkam (ahkam'ın a'larının şapkları nereye gelir?) kesiyorum da, ben bir daha yazmayacağım, söylemeyeceğim birine, veda SMS'i yazarken "asansör tadında yaşam olmaz, nitekim asansörün tadı olmaz"  yazmış adam olmazın biriyim. Yok, kuru sulu herhangi birşey kullanmamıştım, hayır, alkollü falan da değildim. Kesinlikle, sizi temin ederim, şu yaşıma kadar herhangi bir asansörü yalamış değilim, bunayıncaya kadar da yalamayı düşünmüyorum. (95 yaşındaki beni asansörleri yalarken hayal edebilirsiniz) Bir metafor olarak "asansör", bildiğiniz üzere, "iniş-çıkış"ı temsil eder. Gerçekte de asansörler, bindiğiniz üzere, inip çıkarlar, çok çeşitli asansörler vardır; binek asansörleri, yük asansörleri, "Seralis" cephe asansörleri. ( www.seralis.com.tr / bu bir reklamdır) Bir metafor olarak olarak "asansörün tadı" ise, ne demekse, bilemedim. Yazarken, hoşuma gitmiş olmalı, gerçi sonuna "yeğen" yaz, bildiğin o ...

"Kelime"

Doğru kelimeyi bilmiyorum, ne zamandır da yazamıyorum, bildiğim kelimeleri de eskisi kadar yan yana getiremiyorum. Yine de umudumu kesmiş değilim, birgün bulacağım yeni öykümün o kelimesini, yeni "başlangıç"ı, birgün yeniden de yazacağım bu "başlangıç"tan, eskisinden güzel. Zaten her yeni, eskisinden güzel, eskiden fazla, en azından bir fazla değil mi? Tarih, günler, hemen herşey ileriye doğru gider. *** Doğru kelime'yi arıyorum. Aslında aramak yaptığım şey değil, yalnızca onu anlatmak için kullandığım yanlış bir kelime. "Doğru kelime"nin yolundayım hep, bu bir öykünün ilk kelimesiyse bazen onu düşünüyorum, o adını bilmediğim ve seveceğim yeni kadınsa onu arıyorum, ama "sır" ise, sadece yürüyorum. O var ve yok, bulunması imkansız öyleyse aramak gereksiz, ben sadece bir sokakta yürüyorum. Bugün yüzlere baktım, kaç tane yüz gördüm bilmem, ama önümde gelen geçen tüm yüzlere baktım. Birden kelime'nin şimdi hariç her anda olduğunu san...

Yazamamak üzerine bir defa daha yazmak

okuyorum, açlıkla okuyorum, yazamıyorum, en son ne zaman gerçekten yazdım, anımsamıyorum. öyle ise, belki de hiç yazmadım, yazdıklarım yanılgılarımdı. yazdıklarımı sevdiğim oldu, beni sevmeyen kadınlar bile sevdiler genelde yazdıklarımı, bazen yazmanın bana yazgı olduğunu düşündüğüm oldu, şimdi yirmiüç yaşındayım, düşündüklerimin sadece düşlemek olması ihtimali soğuk vuruyor yüzüme. belki yarın bir öykü yazsam, yeniden düşleyeceğim, herkes herşeyi düşlemektedir. ama şimdi bir çukura düşmekteyim, yazamamak sanrısının, sancı olarak beynimde yankılandığı bir kuytudayım. süslü kelimeler kullanarak, kelimelerin çağrışımlarından satırları çoğaltarak, o iğrenç kullanılmaktan eskimiş imgelere sığınarak, hâlâ gerçeği saklıyorum, aslında şu an bile yazamıyorum. sevemiyorum da. hani sevecekmişim gibi geliyor arada, ama yazacakmışım gibi gelmiyor. yazamayacak olsam bir daha, elimde üç-beş tane öykü var, lisede yazdığım öykü taslakları var, ve lise sonda " düşyazı " olarak yaz...

"Hiçbirşey'mişcesine"

Nisan biiti sayılır, yılın üçte biri demektir. Geçmiş nisanla bu nisan arasında, insanlar ortasında,  akşamüstü havasında yazıyorum. Bu nisan pek keyfim yoktu, sürekli bir halsizlik ve sonsuz bir yorgunlukla, pek birşey yapmadan ve yazmadan, öylesine, geldim ve gittim. Kafam dolu, sözüm boş, elim kalemden uzak, insanların arasından geçtim. Gördüm, görmemem gerekeni görmedim, yeni şarkılar dinledim, aşık olmak istedim. Pek birşey yapmadım, yeni birşey olmadım. Hiçbirşey'mişcesine, boşlukta asılı kalan bi sokak lambası ışığı kadar amaçsız, anlamsız bir kelimekırığı, alelâde bir imge gibi. Gülmek ile gülmemek arasında kalmış, kırık bir dudak. Yanıma kalem almadan dolaştım, yalnız, neredeyse sokaksız dolaştım. Oysa, nisanlar böyle aylar değildir. Baharın ortasıdır, imge'nin kendisi ve nedenidir. Bir gazoz aromasıdır, nedensiz bir tınıdır.