Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ortadoğu'da Şimdiki Zamanın Putlarına Saygısızlık

Ortadoğu'da yangın var. Güneş gibi, yangın da doğudan doğar, iyidir. Yangın tüm dünyayı sarsa yeridir. Yerkürede tüm mazlumların zalimlerden görülecek hesabı var, yeryüzünde tüm yüzsüz zalimlerin haddini bilmeye ihtiyacı var. Mazlumun ah'ı gökyüzünü tuttuğu vakit, mazlumun haddini aşma vakti gelmiştir. Zalim olmadan zulme geçit vermememek için, halkların kardeşliği için, her dinden mazlumun hesap vakti gelmiştir. Yahudiler İsrael'e, hristiyanlar Nato'ya, Müslümanlar hain Ortadoğu liderlerine hesap sorsunlar artık. Din'i zalimin elinde oyuncak etmemek için. Ateistleri yahut diğer dinleri yok saymıyorum, hep beraber barışca yaşayacağımız toprakları özgür bırakmak için. İmanın itaat olmadığını, Allah'tan başka kimseye bir borcumuz olmadığını, inananların görmesini istiyorum, üç dinin beşiğinde. Hz. Muhammed putları Kâbe'de kırdıysa, Suud pu.tunun oradan kovulmasıdır sünnet. Şimdiki zamanın putlarına çekiç sallamak, demir gibi dövmek için barışı. Her türlü...

Bir Gelişme Yazısı

Yeni bir ay geliyor, bir ay bitiyor. Gökyüzü ne zamandan sonra bulutlu. Yağıyor. Benim usumda adını bilmediğim (bilmezden geldiğim) bir duygu var, yağmurun getirdiği bir hüzün belki de. Kendimi tanıyorum bu ara en çok, insanlar hakkında peşin (yanlış) hükümler vermek yerine, kendimi sorguluyorum, soruyorum kendime. Kendime gücendiğim oluyor, kendime kızdığım oluyor, kendime acıdığım oluyor, şeytan olup kendimi nefs aynasında gördüğümden kendimi tavuskuşu sandığım oluyor. Çünkü çok çelişik bir adam, karışık bir adam, herkes kadar. Senin kadar bir insan ve senin kadar basit, sıradan. Hikâyesi kendine tuhaf, yazdıkları kendince güzel. Kendimi tanıdıkça, Re'yi tanıyorum. Re'nin hakikat'ını aradığım bir suret olduğunu biliyorum. Raif efendi'nin baktığı, günlerce baktığı "Kürk Mantolu Madonna" tablosu gibi, hayranca bakıyorum ona. Ama Raif efendi olamayıp, içinde Maria Puder'i arayamıyorum. Çünkü benim seyrettiğim tablo canlı ve yanında bir adam var.Ayrıca, ...

Aralık Gecesinde Re'ye İlk Notlar

"Re, sanki. Bir nota kadar." diye mırıldandım o gece, türkü söylemek gibiydi, sonra hemen yazdım bu cümleyi. O gece, bu cümleden başka cümleler de yazdım. İlk cümleler, ik notlar işte aşağıdadır. ** Re. Bundan daha eminim, adını bilmediğimden isim vermek kolay. Ben şairim böyle akşamlarda, şairken işim ne olacak bir güzel isim vermekten başka. Bir nota. Ah, başım etrafında dönüyor dünya , başım içinde onca kelimeler dönüyor. Neden Re diye sorma bilmiyorum. Bildiklerimi unuttum en baştan. ** Yazmaya çağırıyor. Neredeyse notalarla şarkı yazabilirim yüzünü görünce. Keman sesinde bahar duyuyorum gülümsemesinde, çizebilirim sanıyorum karakalem yahut tüm renklerle. Yazıyorum, sadece yazıyorum, bir daha yazmaya vaktim olmayacakmış kadar açım onu yazmaya. ** Öyle bir güzel var ki, izlemeye doyamıyorum. Sanki saatlerce sussa, yahut ne yapıyorsa devam etse yapmaya, ben saatlerce izlesem onu. "Ne bakıyorsun" demese, hiçbirşey demese. Hiç ses olmasa. Hiç yazı olmasa...

Adı Olmayan Bir Yazı

Görmemek geçiriyorum, geçiyor, geçiştiriyorum öylesine günleri birbiri ardına. Re , seni düşünüyorum, ancak öyle geçiyor günler, gülüşünü hatırlıyorum, bakışını hatırlıyorum, sana bakmalarımı hatırlıyorum da, öylece iç çekiyorum. Dua ediyorum, yazmaya kalemim yetmeyecek dualar ediyorum susarak, yazmaya kalem utanır bir duasın sen. Nasıl kaçırıyorsam senden gözlerimi, öyle seviyorum seni. Gün saydım, seni görmeler saydım. Şimdi görmediğim hergün kelimeler yazasım var. Re , seni başkasını sevdiğini sanarak, ismini gizleyerek, giz ile seviyorum, göz ile seviyorum. Hiçbirşeyin önemi yok, bebek masumiyetin yüzündeyken, günden güne ölen çocuk yüzümü sevdiğim gibi bir hasretle seviyorum seni. Sana güzelleme yazacağım dedim, belki de sadece yazacağım. Adını bilmediğim gibi, yazdıklarımın adını koymadan, içimdeki şeyin adını bilerek. Ademoğluyum ben, adlar bana öğretilmedi, bildiklerimi de unuttum. Bilmekten hep düşümün kırılması gördüm, hep yüzümün düşmesi. Birgün adını öğreninc...

Şapkalı İkinci Giriş Yazısı

Bir suskunluk vardı üstümde. Pekçok susuyordum, nedenini bilmeden, nedeni olmadan. Yahut, "nedeni" yanımda olmadığından. Yeniden kırılmıştım, fenadır kaleme sarılmak yerine kaleme de küsmüştüm. Öyle ki, blog'un yayında olmadığını, teknik sorun yaşandığını bile ne sonra farkettim. Ama. Bu ağır, akmayan, yılgın cümlelerin ama'sı, yine bir cümle ile geldi. Cümle, neden mi sonuç mu, ne önemi var. Tek bildiğim o gece, o yüze, o gözlere, o dudağa, o gülüşe bakarken, aklıma birdenbire geldi, dudaklarıma kadar geldi, mırıldandım. Ondan sonra hep yazasım geldi, hep yazasım var. Şimdi, onu görmemek zamanındayım, susuz gibiyim. Hâlâ daha yazasım var. "Şapkalı Birinci Yıl Yazısı" yazmış, onu bile yayınlamaya üşenmiştim. Bu da şapkalı bir yazıdır, ikinci giriş yazısıdır, yeniden hoşgeldiniz. Vira Bismillah!

Neden Adamolmazadam?

Kendimi önce "Adamolmazadam" yaptım, hem adam olmamakla, hem içindeki tezatla bendi. Sonra süperkahraman'a benzedi diye, "sıradan bir süperkahraman" dedim. Kendi içinde tezatlı bu tanım, bana gelince hepten tezattı. Hem sıradan değilim, hem süperkahraman hiç değilim. Peki Amerikan kültürünün küreselleşmesine karşı çıkan ben, neden Amerikan "comic" kültürüyle kendimi ifade ettim.Kendimle çeliştiğimden! Hep dediğim üzere, karşı çıktığım bu düzenden kendimi kurtaramadığımdan. Adamolmazadam'ın baş düşmanı kendisi. Yazdıklarımda bunu belirtmeye özen gösterdim. "Önce kendine bak" diyenler oluyordur, bakıyorum. Bu bir "nefs kavgası" ilk başta. Kendimle kavgalıyım, derken, kendimden nefret ediyorum, demiyorum. Nefret etmiyorsam da, kendimle tümden barışık da değilim. Herkes kadar. Kendimle çelişmek'ten, tezattan anlam buluyorum. Kelimelerin altındaki anlamlardan anlam bulan ben, kendimi bu nedenlerden böyle tanımlıyorum.

Yenigüz

Yenigüz. Ne kadar güz dediğin hep eski kalsa da us dediğin o kalabalıkta. Bahar, nasıl iliklere kadar ilkse, güz hep son, hep sonuncu, yine de yeni. Yenigüz sokaklarda eskiyor, aylardan ekim, alelacele bir yenilmek peşinde kalabalıklar usumdaki resimde herkes. Yenileceğim, diyorlar, büyüyeceğim, diyorlar. Ben hep yenilip, hep büyüyorum, hemen her mevsim, hep de yazıyorum yine de. Yenigüz işte bundan, fazla kelimlerden arınmış şiir, uslanmaz bir hayâlden. Dolayı ve dolaysız bir cümle. Bir öykünün ilk cümlesi, öykünün bir cümlesinin eksik kelimesi. Yine de böyle yenilmek, yani nasıl desem, ben bile aşina değilim, her güz bir yenisini öğreniyorum.