Ana içeriğe atla

Kayıtlar

senlerin sensizliğinde günlerimin senler üzerine tuhaf güncesi

 18.3.15 1     bugün esaretim yok,  ama artık özgür değilim. zincirleri iz yaptığı yerde usumda arıyorum. tuhaf, yine de görüyorum, soğuk aydınlık bir gün 2     tren yine geç kaldı hiç değişmiyor, esirlikte ve hürlükte, karanıkta aydınlıkta, tren 3     amcanın dediği, durağa yaklaştık, ama kitapları yaktık önceydi. tuhaf, yine de duyuyorum her sesin rengini 4     en çok kendi sesimden korkuyorum, sokaklar dolaşmaya hazır bekliyorlar, her mazareti soyunup 5     çağırdılar, çağırılan her yere aceleyle gider gibi gittim 6     başka herşey var olması gerekenden, yine de ellerimde bir yazı güzel -hece hece bir iz kuta benzer 7     dokunsam dokunduğum yerde olurum, çiğdi çıplaktı soğuktu farketnez. 8     üç defa kapandı kapı, eski sözler yazılar, eskiyi yenileyen akşamlar akla düştü -akşamdı çağrıldığında gelen her defasında 9   ...

Fotoğraf yazısı.

Bir günün akşamı çöktü suya toprağa ve havaya, her akşam tekrarlanan, ama kadri bilinmeyen cemreler olarak. Akşam bir günün güzüdür, efkârı her yere çöker bir saat kadar. Sonra gece olur, sonra devreden herşey devretmeye devam eder. Küçüğünden büyük rüyayaya her sabah uyanırız, bahardır. Her akşam güzdür. Gündüz yazdır öyleyse, gece ise kıştır. Günler döner, sonra mevsimler döner su kadar yalın. Zaten zaman nedir? Bugün ben fotoğraf çektim. Anları kağıt üzerinde yazdım bu güne dek, ama yüzleri yitirmemek üzere fotoğraf çekmeyi ihmâl ettim çoğu zaman. Bugün ise anlamını bilmesem de onca fotoğraf çektim. Sonra fal üzerine konuştuk yeni gördüğüm yüzlerle. Bir yüze diğerlerinden fazla baktım, ne zamandır yarım hâlde bir köşede kalmış hikâyeyi okur gibi baktım. Sonra yazdım: " gelecekten çok geçmişle ilgili bir fal -yüzünde bir hikâye var, okuyabildiğim kadarıyla-" Ben yazmayı bilmiyorum aslında bunu iyice öğrendim. Yüzlerinde hikâye okuduğum kadınları kağıda geçiriyorum. Fotoğraf...

Yarım yazılar.

Bugün Yarım yazılar. Çünkü ne yazsam yarım kalıyor ne zamandır, öyle. Öyleyse, zamanında blogda yarım kalan parçaları bir araya getireyim dedim, yaşadığıma dair bir işaret olsun. Yaşıyorum. Kâbuslar görüyorum, içinden çıkılmayan labirentler, sahte uyanmalarla dolu kâbuslar. Sizin sahte sevmeleriniz varsa, benim sahte uyanmalarım var. En sonunda küçük rüyadan, büyük rüyaya uyanıyorum bir şekilde. Hangisi gerçek? Hâlâ büyük olanı. Kelebek değilim ben. *** 6.1.2010 Eskiden birini severdim, yağmurlu havaları sevmezdi. Şimdi ben biliyorum, yağmuru seviyorum, şimdi ben kendimi biliyorum, daha önce bilmemiş gibi. Ben seviyorum, tüm o kelimeleri, kedileri, tınısını koklamayı bir şarkının, bir kelimeyle acemice oynamayı, hep acemi olmayı. Sevdiğim tüm kadınları daha seviyorum bugün. Hatıralarının hangi uçsuz bucaksız sokaklarında unutmuş olurlarsa olsunlar, hangi haritanın hangi bilmediğim köşesinde kime uzanıyor olursa elleri... Olsun. Kelime işçisi olduysam onlar yüzünden, dü...

Karalama

Ekmek yedim. Aklıma bu cümle geldi, bir kaç saat önce Bornova meydanında yürürken, yazmalıyım diye düşünürken. Yazmalıyım diye düşündüm, ne zamandır yazmıyorum, günce notları bile tutmuyorum neredeyse, yaz diye herhalde, aklım hep bulanık. Şimdi eylül, şimdi eylülü övmeliyim, ama canım istemiyor. Uyurken karabasanlara yakalanmasam yeter, eylülü herkes över. Yazmak istemiyorum aslında, çünkü 2006'da ne kadar salak olduğumu yeniden farkettim geçen gün, 2012'de de, 14'te de. Ama, ben onları sevdim mi, yoksa yazmak için mi kullandım bilmiyorum. Re hariç. Kadınları sadece yazmak için kullanıyorum, kullanıyorum dediysem sizin gibi değil. Hiçbirşeyim sizin gibi değil, hatta benim sandığım gibi bile değil, öyle görünüyor. Aldanıyor muyum, kendimi mi kandırıyorum. Umrum değil, uykumda karabasanlara yaklanmasam yeter. Tekrar önemli, yazıya bir şiirsellik katıyor. Ama ben yazı yazmasını da, şiir yazmasını da bilmiyorum. Doğrusu, istesem ucuz şiirleri şurada karalarım da içimden de g...

"Ama ağustos değil"

Bugün bir yılı aşkın süreden sonra Re'yi gördüm. Şaşırmadım nedense, ne görmeme, ne de beni görmezden gelmesine. İkisi birden karşıdan geliyordu, ama ağustos değildi, ağustosun da dokuzu değildi; buna şaşırabilirdim, şaşırmadım. Titremedim. "Ama ağustos değil" dedim. Şimdi şaşırıyorum sanırım, Re'yi gördüğümü, biricik notamı bir yıldan sonra gördüğümü yeni anlıyorum. Sıcak bir yaranın soğuyunca acısının duyulması kadar yeni anlıyorum. Şaşırıyorum. Gülümsedim. Yüzyüze gelmemek için yolumu değiştirdim, ama yüzüm gülüyordu bir düne bakar gibi. Şimdi anlıyorum, kendi dünümdü, bir terzinin söküğüydü gördüğüm. Eski zamandı, güzel bir adamın düşü.

Dünler –iki-

Dokuz (aralık 2011/ Re )   "Dağda bulut geziyor yine yağmur yağacak." Karadenizi aratmayan yağmurlu bir haftada, belki de Hopa'da umutsuz bir aşığım şimdi. İzmir hariç her şehir benim, evim hariç her ev benim evim. Ama yol, illa ki yol, yol kendini sevene en güzel hediyeleri veriyor. Bir de trenler. * Başım ne zamandır ağrıyacak, ama ağrımıyor gibi. Bulutların toplanması kadar. Hemen herşeyim bulutların toplanması kadar zaten. Güz böyle bitti bu sene. Bulutları toplayarak. * Öte'de hep vadedilmiş ülke. Herkesin "vadedilmiş"likleri var, tüm insanların ve ülkelerin. Bazı insan başka ülkeyi düşlüyor, bazı insan sınırsız toplumu, bazısı bir kadını "öte" yapıyor, ondan geriye kalan herşeyi yüklüyor. Neden? Belki yaşamımıza gerekçe uydurmak. Sonsuz ağrıları, sancıları öte'lemek için. İnsan kendine dönünce çıldırıyor, öte'dekine yükleyince o anlamı iş o kadar kolay oluyor ki. Mutluluk bir gün gelecek inancı. Yoksa yaşanmaz. Katlanılmaz...

Dünler

Bir (ekim 2008/ latince bir elif )   Tarihe iz düşmeli, ekim ayının yirmi yedisi, saat sekize yirmi üç var. İki bin sekiz. Kelimelerim var, toparlayamıyorum. Yine görmekten kör oldum. Gözüme sabun kaçmış gibi yanıyor ve kapadım. Yine çağırdığım çıktı karşıma. O'nu ve Köprü'yü bir gün arayla gördüm. "Görmek" ne kadar anlatabilir, o ve ben birbirimize bakıp aramızda bir metre yokken yaşadığımı. Arkam dönüktür, konuşmaktadır, susmaktayımdır, yahut birşeyler almaktayım büfeden. Gülmekte ve yanında bir genç erkek var ve bilmiyorum arkam dönük. Tanıdık gülüşleri ve konuşmaları duymaktayım, vurulmuşumdur, dönerim, o'dur. Susar ve konuşmamı bekler. An durur, an dediğin zaman gözlerimi köre vurur. Konuşmam, susarım ve dönerim geri. Ayrılırız. Gülmeye ve konuşmaya devam etmektedir. Ölmüşümdür. Öldüm. Önce gözlerim öldü, otobüse yürürken dahi sokak lambaları altından. Ses'im öldü bağırarak söylemekten şarkıyı. Ellerim öldü, hiç yokmuş gibi. Oradaydı, çağırmış...