Ana içeriğe atla

Kayıtlar

o fortuna.

kader kağıtta yazmaz. sanırdım, yanıldım.başkasının falında yüzümü okudum, yüzümü döktüm, sonra bir daha okudum. görmeyeceğim yüzün tahhasürü- bitmez talihsizliğim uçurtmaları umutla ilgili sanırdım, yanıldım. her yanılgım, kendi yenilgim. "her yenilgi birdir" yazmıştım- yenilgiler hakkında bile yanıldım (her yenilgi ayrıdır, apayrıdır, şimdi böyle sanıyorum, şimdi bunu biliyorum, şimdi kendimi bilmiyorum) tevâfuk üzere bir yenilgi bu, yüzünde yalansız birini gördüm, tanıdım. yüzünde yalansız birini görünce tanırım- o da beni yanlışımdan tanıdı, grisinden tanıdı gözümün, yalanımdan tanıdı- grinin arkasındaki siyahtan habersiz dudağımdaki maviye aldırdı. mai ve siyah- mayısın en tuhaf yenilgisi. tuhaf evet, bir ay tanıdım, bir kaç defa gördüm, ancak bir kaç kelime konuştum, fakat özleminin dayanılmaz hâle geldiği bir hâldeyim- hâlimi arz edip edeceğim budur- o çukura düştüm kader kağıtta yazmaz sanırdım, ama düştüm.

Arz-ı Hâl

Nereden başlamalıyım yazmaya? Şu "edili büdülü" defteri almasaydım eğer bugün burada olmayacaktım. Yani söz gelimi, yoksa evimdeyim. Yahut kibirli bir ingilizin yolu geçmese oradan ve bir fotoğrafla bunu öğrenmesem, bu hâlde olmayacaktım. Ne hal? Hâlim güzel fenadır ve işte burada yazdığım da arz-ı hâlimdir. Hâlden anlamaz değilsen eğer ve yazmamı istediysen, yani bu adam burada ne karalayıp duruyor dediysen, okuyabilirsin. "Kardeş beni dinle aklını şaşırtacak" diyemem, hele sana hiç diyemem, seni şaşırtacak pek birşey kaldığını sanmıyorum dünya üzerinde. Dağlarda da bulut göremiyorum zaten, her neyse. Sonunda ölüm varken neden yaşadığım üzerine yazacağım sadece. Her birimizin nedenleri var, ben benimkini yazacağım. Ölüm üzerine bir mesel vardır, bilir misin? Tanrı, ölümü ilk olarak dağlara vermiş, ilk dağ öldüğünde diğer dağlar, o koskoca dağlar dayanamamış, erimiş, kül olmuş. Tanrı anlamış, dağlar dayanamayacak; ölümü dağlardan almış denizlere vermiş. Gel zama...

istanbul raporu.

1: "turuncu gök- gri gök" diye düşünerek uyandım. uyandığımda istanbuldaydım. turuncu gök nerede bilmesem de, gri göğün neresi olduğunu iyi biliyordum. görmediğim bir şehir, bir kaç defa yaklaştım, pek çok zaman uzağında yaşadım. görmediğim bir şehir, oysa ben kör değilim. turuncu gök, gün ölümü- gün batımı- gurûb, akşam habercisi. akşamüstü. " hoyrattır bu akşamüstüler daima "  diyen bir şair vardı. yalan değil. * pera; yine baş başa ve yine bir aradayız. gökte bir martı ve bir de ince bir başağrısı. bundan sonra ne söylersem dinle. her yenilgimin yolu buradan geçiyor ve ben buradan geçerken aklımdan kelimeler geçiyor. dünyanın en eski ikinci metrosundan, grand rue de pera'ya çıkıyorum, ama aklımda ilki var. şehri şehirle, şiiri şiirle aldatarak- ki benim işimdir, izmirde bir istanbulcuyum, yazıyordum geçen gün ve iki göz geziyordu benim izmiri aldatmamın üzerinde. elimde attilâ ilhan, grand rue de pera cinâyetini gözlerimle gördüm. delik d...

Yakışıklı Kelimeler.

Kendimin en kördüğümü olan bir yazı ve sonrası- beş yıl sonra bir baharda yazdığım kişiye de okutmuştum, altı yıl önce bugün yazdığım yazıyı. Çünkü ne diyordum. "umarım yazıları okur. her yazıyı, içinde geçenler okusun isterim. sanırım bulamaz, bulmak istemez de zaten, ama okusun isterdim" Ama zaten okumuş-muş bilmiyordum. Sonra kelimeler, şiirler, şehirler ve çiçekler ve sessizlik. Ama sessizliğe de dayanamadım- kendi sessizliğime. Yeniden düştüm yeniden yenilmenin yoluna. Üçüncü yenilgi en kısasıydı ve en keskini. Kibarlığa saklanmış bıçağı dahi kesen bir kibirle- kesildim. Ölümsüz bir cinayet, Baker Sokağı, 221B'nin işine gelmez bir dava. Her yenilgi, bir yenilgidir. Birkaç gün önce bir yazışiir ve yahut düşyazı karalıyordum. Adı, "üçüncü yenilgi üzerine birinci söz" dü. "veyahut izmirde bir konstantinapol yenilgisi. önsöz: yenilgi bir, yenilgi iki, yenilgi üç; her yenilgi bir yenilgidir oysa. bir gölge, üç dal orkide veyahut bir fotoğrafta kalan...

evvelbahar içinde havadan sudan bir yazı.

evvelbahar içinde şehir şehir içinde, aziz şehirde bir bahar havası, akdeniz kıyısında bir londra havası, londra yine yağmurlu. londra her zaman yağmurlu. evvelbahar içinde ahir zaman içinde, rivayet olunur ki üçüncü cemrenin düşmesinin üçüncü gününde, cemrenin ardından yağmur döverken toprağı İzmir'de, İstanbul'da sular henüz ısınmamıştı -ama elbette ısınacaktı. Londra'nın sularından bihaber olsam da, Sular İdaresi gayretle çalışmalarına devam etmektedir, ingiliz ingilizcesiyle okumaya devam ediniz efendim. London Metropolitan Water Board continues to work diligently. türkiye türkçesinde, evvelbahar içinde, nevbahar arefesinde,bu da böyle havadan ve sudan bir yazıdır. havadan sudan yazdığına bakmayın, gayrıciddi bir yazıdır diye aldanmayın, alt metinleri olmasa da, bilakis üstünde masmavi bir gökyüzü vardır.

Bir sokak lambasının altında.

Yazmak için bitmesini bekliyorum herşeyin, ben beklemesem de bitiyor zaten. Sonunda hiçbir şey yazamamış, ama herşeyi yitirmiş biri olarak bir sokak lambasının altında bulacağım kendimi. Orada yitireceğim. Sokaklar, sokaklar, sonuna yürüyeceğim. Sokakların sonuna bir lambanın altına doğru. Sokakların aklı vardır geceleri- kendi yolunu bulur ve seni de götürür altın sarısı bir lamba soluğuna. Soluğumun buharı soğukta havada duruyor ve o lambanın altındayım. Yazı burada bitiyor, bitmesi için yazıyorum kendimi.

Ötekinin Hikâyesi

Quid rides?  Mutato nomine, de te fabula narratur. Quintus Horatius Flaccus “Güya buraya bir daha asla gelmeyecektim.” Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesinde, bir Amerikan kahvecisinin tuvaletinin kapısında görmüştüm bu cümleyi. Hiç unutamadım. Çünkü o zamanlar bir hikâye üzerinde düşünüyordum, nereden başlamalıyım, nasıl yazmalıyım diye kendime soruyordum. Yıllarca çabaladım, aslında yıllarca kaçtım yazmaktan. Çünkü kalemi elime her aldığımda, kendimi bir daha gelemeyeceğim kadar güzel zamanlarda buluyordum ve bu yüzden de hatırlamamak için “bir daha gelmeyeceğim” deyip yazmaktan kaçıyordum. Boşuna kaçıyordum aslında, bir daha gelmeyecek olsa da yaşanmış olması bile hayatımın geri kalanını değiştiren, güzelleştiren bir hikâye yaşadım. Bir hikâyenin ilk cümlesi önemlidir. Okuru okumaya ikna etmeye ilk cümlede başlamalıdır yazar. İlk cümle, çarpıcı olmalı, etkileyici olmalı; akılda kalmalıdır. Bu hikâyenin başı benim için çarpıcıydı, tam anlamıyla, olması gerektiği gib...