Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bıçakaltı

Kulak yüzünden, bir defa daha, soğuk masanın üstüne, bıçakaltı'na yatıyorum bu hafta. Yarın, hastaneye yatıyorum. Allah'ın izniyle, döndüğümde bilincimin altını üstüne getirmeye devam edeceğim. Sevgiler.

Yüz.

yüz, neden şairlerin önemli bir imgesi? ben şair olmasam da, yüzleri severim ve bugün cemal süreya öldü yeniden. ben şair olmak isterdim herhalde, isterim herhalde daima geniş bir zamanda, ama şair olunmuyor işte, hayır şair doğulur da değil, (belki doğulur, ama mesele o değil) ya şairsindir ya da değilsindir, belki de öyle de değildir, kim bilir? yüz, neden? çünkü, akşam karanlık. hayır, akşam karanlık ve yüz güzel. güzelin yüzüne bakarsın, baktığın yerde güzel bir yüz görürsün. "gül cemal"dir yüz ve bir gülcemal vapuru var sözü edilen (ama mesele o değil) ve bugün cemal süreya öldü yeniden tek y ile. şairler ölmez, dediler, dedim de, demedim değil. ölmeyenler çok bu memlekette, herkesin ölmeyenleri var ve çocuklar ölümlü en çok. çocuklar olmasa da şairler olmazdı, şairlik çocukluktur belki, bir yüz üzerine, bir yüzden dolayı yazabilmek, çocukçadır. biliyorsun öyledir. şairler çocuk ölürler, mesele bu sanırım. neden? çünkü zaman durmuyor. şimdi nereden baksan gece bu ş...

Bilinç kanaması

Nerede bıraktıysam, oradan başlamalıyım. " (...)  Onun için kendimden kaçmak için değil, kendimden koşmak için, kendikendime konuşmak yerine, yabancı kimse'lerle, hiç hatırlanmayacak kelimeler konuşuyorum. "   Başlamalı mıyım? Bıraktığım yerden mi başlamalıyım? Başlamak denmez ki buna, hemen hiçbirşeye başlanmaz. Belki birşeylere başkalanır. Belki de sadece kelime oynuyorum. Oynuyorum, ama kendimi oynuyorum, daha abartılı mimiklerle belki. Bir ara, aşağıdakini yazmışım, başka yerde paylaşmışım. "(...)istediğini bilmeyen biriyim ben, bildiğim istediklerimi de gerçekleştirecek güç yok. kararsızlık, eylemsizlik, tembellik, hepsi bende. böyle yazdığıma bakmayın, ayıptır söylemesi, kendime olan guvenimin de oturduğu zamandayım, belki de zaten bundan yazıyorum, kendim olabiliyorum artık. insan nasıl başkası olabilirse, öyle derler ya, "kendin ol". her zaman kendin'sin oysa, neysen o da sensin. edebiyatın varlığından beri söylenen "maske"le...

Kimsizlikle Konuşmak

Yüzüm düştü, düşlerim döküldü, kendi şehrimde kendimden uzaklaşmanın bir yolu olarak kendimden koştum. Ruh göçebe, beden şehre bağlı olunca, hâl arafta, gözler bulutlu ve hava yağmura meyyal oluyor.  İki gecedir, tanımadığım insanlarla konuşuyorum. Kimse'lerden biri olmak güzel, kayıp ruhlar ormanında bir ruh gibi. Tarihsiz ve anlamsız bir meydan kadar. Araf'a benzer bir yerde, arada bir halet-i ruhiyede, sanal oratamda sohbet ediyorum. Ben "hiçkimse" oluyorum karşımda ki insan bir kimse. Onların kimlikleri belli, benim ki, aslında olması gerektiği üzere kimliksiz. Öylesine konuşuyoruz, sanal dünyanın içinde. İlk akşam, İstanbul'da üniversiteli bir kızla konuştum. Nelerden bahsettiğimizi pek hatırlamıyorum, okulda yaşadığım "yanlış yerde olduğum" hissinden bahsettim biraz, biraz da öylece konuştuk. Sonunda bir kimse oldum ben de, Adamolmazadam'ım dedim, işte bu blog'un adresini verdim. Yolu düşer okursa, selamdır. Sanırım bu bir terapi. Yahut...

Öteki Onaltı Aralık

Aralığın onaltısında ikinci defa, sıcak bile soğuk kaldı. İlk onaltı aralık'ta gözlerine bakıp görüyordum onu, kulağımda uğulduyordu olmayan keman sesleri. Düşüm yüzdü, bir yüz o yüzde bir çift göz görüp, bilmediğim ismi yerine isim veriyordum ona, daha sesini bile duymamıştım. İkinci onaltı aralıkta, uzakta bir üçüncü'ydüm, gözleri gözlerime değse o akşam, hem felaketim olacaktı, hem de ne güzel olacaktı. Olmadı. Kendi körlüğümden, körlük büyüdüğünden ve körlüğün büyümesi gerektiğinden. Derdimi bilen ve dert dinleyen bir dosta, sıcak bile soğuk, dedim, onu baktığım yerde görüyorum bu akşam, şimdi arkamda ya, arkamda olduğundan fazla burada. İkinci onaltı aralıkta, ikibinonbir'de, yüzüm düşmüştü, boşluklara bakıp o yüzü görüyordum, ismini ve sesini biliyordum artık, ama benim verdiğim ismini kendime bile söyleyemiyordum ne zamandır. İkinci onaltı aralık'ta nevruz yerine hazan'dı zaman, yine de öylece heyecanlıydım. İki onaltı aralık'ın ikisinde de, içim büyüdü...

Bilinçoyunu

Rüyamda gördüklerim, gerçekte beni tanımayınca şaşırıyorum. Dün de böyle birşey oldu. İki üç defa gördüğüm bir genç kızı dün rüyamda gördüm. Rüyamda ona kur yapıyordum ve biraz nazlanıp kabul edeceğini anlamıştım. Sonra nasıl ve neden bilmem, sözde dedesini gördüm. Bir salonda oturuyordu, artık fotoğrafını falan mı gösteriyordu kız, hatırlamıyorum. Dedesi, doğulu şıh gibi bir adamdı. Şaşırıyordum, kimseye önyargılı yaklaşmamak gerektiğini düşünüyordum. Çünkü o genç kızın dedesinin şıh olacağını hiç düşünmezsiniz, tuhaf olan zihnim nereden böyle bir senaryo uydurdu, anlam veremiyorum. İnsan, bazı rüyalarına neden bulabilir, ama neredeyse tanımadığım bir güzel genç kızın dedesini şıh olarak görmeyi hangi bilinç veya bilinçaltı oyununa bağlayacağımı hiç bilemiyorum. İşte dün, o genç kız yanımdan geçerken, tanıdık birine bakar gibi baktım ve bana selam vermemesine bir an çok şaşırdım. Sonra, onunla tanışıklığımızın rüyaya ait olduğunu hatırladım. Rüyamda bir politikacıyı görünce de b...

imgesel

el, benim önemli bir imgem. neden bilmem. bilmem neden. zaten bir neden uyduracak olsam, bilmemne'den dolayı derdim. ama öyle zamandayız, kimse sormuyor zaten: "el senin neden önemli bir imgen?" nedeni yok, belki bilincinaltındadır, belki yazarken elimi gördüğümden, ilk aklıma elim geliyordur, olabilir. olsa ne farkeder? olmasa. hemen hiçbirşey. ama nedenini bilsem, bu kadar imgem olamazdı herhalde, kim bilir? zaman kötü ama, orada haklıydım. soyut cinayetler işlenmekte, gündüz vakti. suretler imgeleri öldürüyor, biz burada el neden benim önemli bir imgem diye düşünüyoruz. biz derken, ben ve siz. ama, körelen gözümdü. gözüm, benin önemli bir imgem değil mi, aşkolsun. akşam vakti, ne yalan söyleyeyim, sağ gözüm az görse de, iki gözümde benim gözümdür. akşam vakti, nerede olursa olsun, akşamhüznü çöküyor. gözüm bulutlanıyor birden. aniden akşam oldu, akşam hızlı çöküyor, alışamıyoruz. hüznün nedeni bu olabilir. yirmiküsur yıldır alışamamışım, el olsa aşınırdı. elim aşınıyor...