Ana içeriğe atla

Kayıtlar

31122019

şapkamın yanında seramik bir yaprak, gözlüğümde bir hamdi ve çarşıdan geçen sen miydin, attilâ ilhan mıydı aralığın şu soğuğunda? eskisinin içinden bir diğer yılı çiçek açıyoruz, kalabalığımızla ve yalnızlığımla. kahvenin karanlığında. karşımda bir gölge, gözünde okuduğum kendi hikâyemdi. gülmedim. kederimi bir hikâyenin akışına bıraktım. çiçeklerin kadınların sesinde açtığı bir sokağa girdim. sokak sokağa çıkıyor, her sokak ayağımın altından kayıyor. öylece- hikâyesi deyip de yazıyorum günleri.

27122019

Muhakkak bir hikâyedir hayat, bir ağaç kadar dal dal ve barikat kadar. Kadar ne? Yine bilmiyorum. İnceden bir keder ve kederimde dahi bir mutluluk. Mutlak bir hakikat yok, biliyorum artık. Yüzümde kırmızının kırığı bir yangın, dudağımın kıvrımına vuruyor. Sobaların dumanı genzimi yakıyor ve vatanını sevdiği için öldürülen gençleri anıyoruz birden. Bu sokak burada kalsın, burada kalalım beraberce, hem bak lambası da sarı. Muallak bir mutluluktur hayat ve kederi mutlak. Gölgesinde yaşıyoruz bir ağacın, dalları kan.

25122019

Muallak bir melankolidir, sanırım hakikat. Anladığım şekilde anlattım hayatı, bildiğim kadar. Yanıldığım şekliyle, çünkü hayatın ta kendisi bir yanılgı üzeredir.  Gözlerinde, bir çocuk, bir kadın, bir anne gördüm. Çocuk çarşıda dolanıyor, kadın adamı tanımıyor ve annenin gözlerinin en içi gülüyordu. Kadın güzeldi, çocuk mutlu ve anne merhametli. Hikâyesi deyip de anlattık hikâyesini kendimizin, dedemizin ve kederimizin. Her yolun hayatı tanımaya çıktığı kendi Romamızı paylaştık birbirimizle, bir akşamı bölüştük.

23122019

sonra gözleri oldu, sonra çağrısı. kendi kendimin sisifosu olmakla suçlayıp beni, hem de her akşam koca bir kayayı koydu önüme. gözlerine gülmek verdim, sonra kayaya bir dağ yazdım kendi elimle. her yanılgımdan hangisinin hakikat olduğu, şimdi muallak bir muamma.

18122019

Tuhaf hikâyeler her zamanki gibi, yazdım. Yazısını okuyorum, yanılıyorum. Yanıldığım hakkında bile yanılıyorum. Sonra alışıyorum. Hangi yanılgının doğru olduğunu bilemiyorum aralık akşamlarında. Yüzü yok yazının, gözleri yok, gözlerinde görebilirdim oysa hangiyi. İstesem gözlerini de görürüm ya, demek ki bu belirsizliği hakikâta yeğliyorum. Hakikâtın soğuğuğuna. İstese zaten gözleri olurdu, o da bir yazınının muğlaklığını yeğliyor. Sorunun çengeline asıyor beni, kendimden, adımdan başlayarak. Bir çocuğu çağırıyor içimden, azarlıyor. Bir adamı yazdırıyor içimden, öpmüyor. Bir çağrıyı alıyor elimden, unutuyor. Bir kadını oyuyor kendinden de kedileri sevmiyor.

Istanbul hatırası.

İsra, Ceren, Yağmur ve Erdi'yle beraber. 1: Öteyi beri, güzü bahar, dünyayı ters yüz ettik. Sonun sonsuzluğuna, sonsuz aynalara baktık. Gölgeler bile gri değildi galiba, bir hakikat yoktu muhakkak. Bu defa da bir parça cam için kırılmıştım bir kadının yüzünde, ama bilmiyordu, camı ayna yapan içindeki sırrıdır. Bilmedi. Kalbini gördüm ve anladım, bilmek de istemiyordu. 2: Körler ülkesinde camı kestik kan ile ve kötü şairleri yerdik. Cama yazdık gözümüzün izini ve iyi şairleri övdük. Ölmedik. Dostların arasında yaşamak, ölmekten de güzel. Gözlerimiz vardı, görüyorduk. 3: Bin bir yüzü var bu şehrin, sonsuz sokağı var. Bu aziz şehirde kedilerin her birinin, kendi hikâyesi, karakteri ve ruhu var. Dünyanın bütün şehirlerinin izi var, her sokağında bir dize, her sokak lambasında bir nota. 4: Bir fotoğrafta iki insan gördüm, gülümsedim. Ne kinim vardı, ne de öfkem. Sevindim.  Sonra ağaçların gölgesinde bildik hikâyeyi, bilmem kaçıncı sultanın biricik yenilgisin...